Bilindiği gibi, her şükür ve teşekkür bir nimetin, bir hediyye ve  İhsanın karşılığıdır. Bu nimet ve hediyyeyi veren veyabir iyilikte bulunana karşı asil bir nezaketin neticesidir. İyiliğe karşı minnettarlık, sözle veya hareketle gösterilen kıymet bilirliktir. Şükranın karşılığı zıddı küfür ve nimete karşı nankörlüktür.
    İçinde yaşadığımız varlığını aklımızla idrak ettiğimiz bütün bu varlık alemini yoktan var eden Yüce kudretin sahibi inancımıza göre Allah'tır. Kainatta şaşmaz nizam ve intizamın  kurucusu ve devam ettiren; de  yine Allah'tır.  Bunun  için hiç kimseye ve yardıma Allah'ın ihtiyac yoktur. Yarattığı bütün canlıların ihtiyacını temin eden de Yüce Mevlamız dır.
    Rabbimiz bizi en güzel şekilde yaratmış akıl, fikir, hafıza , irade  kudret, çeşitli faziletlere kabiliyet, her çeşit dış dünya şartlarına uyum gibi her biri bizim terazmizle ölçülemeyecek kıymetler olan nimetlerle mükafatlındırılmıştır. Hayatımızın her anında  O'nun bize İhsan ettiği nimetlerle karşı karşıya bulunmaktayız.
    Şırıl şırıl akan sular, mis gibi kokan çiçekler , güller, rızkımızın kaynağı olan kara toprak, zümrüt gibi ağaçlar ve ormanlar, cıvıl cıvıl öten kuşlar, her nefeste ciğerimizi temizleyen hava, Ay, Güneş ve Yıldızlar, insanoğluna en leziz yiyecek içicekleri  veren hayvanlar ve daha sayamadığımız türlü türlü nimetler Allah'ın bize hediyye ve ikramı değilmidir?
    İçinde yaşadığımız toplumun fertlerinden birisi bize küçük bir yardımda bulunsa ona teşekkürler eder minnettar kalırız. Acaba bize sayamadığımız kadar nimetleri veren o nimetlerden bir çoğu olmazsa hayatımızı dahi devam ettiremeyeceğimiz bunun içinde bizden bir karşılık beklemeyen sadece kendisine kulluk etmemizi isteyen yüce Yaratanımıza karşı bu nimetlerine karşı teşekkür edebiliyormuyuz O'na karşı nasıl nankörlük ede biliriz?
    Allah'ın nimetleri karşısında bize düşen vazifeyi bir düşünür şöyle anlatıyor:
    “ Ey insanoğlu, neden şikayet ediyorsun? Allah sana nimetlerin en büyüğünü, en asilini, en şereflisini vermiş. Bu nimet  senin düşüncelerin ve düşüncelerini en iyi şekilde kullanma kabiliyetidir. Daha fazla ne istiyorsun? Öyleyse; sana bu eşsiz nimeti ihsan eden Allah'a durmadan şükret, durmadan dua et.”
    Aynı düşünür bir başka sözünde de;
    “ O kadar nankörüz ki; Allah'ın bize ihsan ettiği harikalar bile bahse konu olsa; şükretmiyor, şikayet ediyoruz. Halbuki, birazcık olsa duygulu ve minnet nedir bilen bir yüreğimiz olsa tabiatınher hangi bir parçası, hatta en basiti bile İlahi kudreti ve üzerinizdeki lütuflarını duymanıza yetecektir.
    Yatarken,kalkarken, nefes alırken, verirken, yerken, içerken, çift sürerken, çapa yaparken, tezgahta çalışırken kısacası her hareketimizde haykıracaktık “ ALLAH NE BAYAK” Kainatta mevcut herşey bu ilahi haykırışla titreyecekti. “ ALLAH NE BÜYÜK” demekti.
    Yüce Rabbimiz bize verdiği sayısız ve sonsuz nimetlere karşılık bizden sadece şükür vedua bekliyor.
    Nitekim Bakara Suresinin 152. ayeti kerimesinde “ Öyleyse siz beni (ibadetle) anın, bende sizi (Sevap va Mağfiretle) anayım. Birde bana (nimetlerme karşılık olmak üzere) şükredin, benim nimetlerimin nankörü olmayın.” buyurmaktadır.
    İbrahim suresinin 9. Ayetinde de ;
    “ Şükrederseniz, elbette size nimetlerimi artırırım. Nankörlük ederseniz benim azabım cidden çetindir.” buyurulur.
    Sevgili Peygamberimiz bir hadisi şerifinde ;
    “Allah'u teala kulunun yemek yeyip su içtiğinde şükretmesinden razı olur” buyurmuşlardır.
    Bir başka Hadisi şerifte;   
    “ Allah'a hamd ile başlamayan her işin feyz ve bereketle sonuçlanamayacağını” haber vererek, dünya hayatımızda şükrün önemine işaret etmiştir.
    Rabbimizin nimetlerine hamd ve şükrün müslümanın hayatında sadece her işin ait olmadığını, gerçek bir müslümanın her zaman ve her mekanda ve hatta Cennette, Allah'ın nimetlerine gark olduğu zamanda dahi alelerin yaratıcısına hamd ve şükür halinde bulunacağını Kur'anı Kerim bize haber vermiştir.
    Dinimiz, Allah'a karşı şükür vazifesinin ne şekilde yapılacağınıda tayin etmiştir. Namazlarımız, Oruçlarımız, Zekatlarımız ve sadakalarımız, din kardeşlerimize yardımlarımız, vatanımıza hizmetimiz, yaptığımız her türlü dünyevi işlerimiz, hatta çalışarak rızkımızı temin etmemiz v.b. işler Allah'ın rızasını kazanmak maksadı ile yaptığımız sürece şükrün edasına vesiledir.
    Bilindiği gibi Allah'a karşı şükür, sözle, harektle ve kalple olmak üzere üç şekilde yapılır. Kıldığımız her namaz, şükrün bu üç şekli ile Allah'a karşı bir kulluk vazifesinin yerine getirilmesidir. Namaz şükrün bütün bu çeşitlerini içinde toplamıştır.
    Namazın her rekatında okunan Fatiha suresi Yüce Rabbimize karşı şükrün dile gelmesidir. Her  Namazın ve yemek sofrasının sonunda ellerimizi semaya kaldırarak yaptığımız dualar, Yaradanımızı tanıdığımızın bir bildiğimizin ve sadece O'na sığınışımızın, verdiği nimetlere şükredişimizin en güzel tezahürüdür. Bütün ibadetlerimizde Cenabı Hak'ka ve O'nun nimetlerine şükür ruhu ve heyacanı vardır. İslam düşüncesinin temeli olan imanımız, şükür hayatımızında temelidir. Allah'ın emrettiği bir ahlak nizamını kendimize rehber edinip, yasak ettiği ahlaki kusurlardan kaçınmamız, O'nun emrine itaat ve O'nun yasak ettiğinden kaçınmak sabebiyle bir başka şükür örneğidir.
    Allah'ın verdiği nimetlere karşı nakör olmayalım. İbadetlerimiz ve her türlü hareketlerimizle bu nimeterin şükrünü yerine getirelim
    Allah nimetlerine şükredenlerle beraberdir.