Gazetenin, radyonun, televizyonun olmadığı, kısaca elektiğin olmadığı, şehre uzak, köy modasının hüküm sürdüğü bir yerde yaşıyorduk. Kot pantolan, gömlek, tişort, ıskarpın ayakkabı nedir görmedik. Melefelerden birbirine ulalı göynek ve şeker torbasından don dikilip kreasyon tamamlanırdı. Tabiiki bu ilkbahar yaz kreasyonuydu. Kış kreasyonu ise kendir eğmesinden içlik ve dallama kazak vs. olurdu. Kış ve yaz kreasyonunu tamamlayan ayakkabı kısmı ise Samsun Canik marka lastik ayakkabı olurdu. 
Bu gibi kreasyonlara 2000’li yıllarda da sadık kalan Bekir Dayı köyde kendi kendini idare edemez duruma düşünce Ankara’da ikamet eden çocuklarının yanına yerleşmişti. Çocukları ve torunları şehir kültürü ile büyümüş fakat kalıplaşmış köy kültürü ile yetişmiş Bekir Dayıya etki edememişlerdi. Bir bilgisayar firmasında çalışmaya başlayan çocukları mesleklerinde oldukça ihtisaslaşmış ve gecekondu mahallesinde o günlerde moda olan Internet Cafe açmışlardı. Ek iş olarak yaptıkları bu uğraş için gün boyu Bekir Dayıyı bu mekanda bulundurmaktaydılar. Makam koltuğu, gösterişli masa ve eğitimli çocukların bilet alarak Bekir Dayıyla diyalogları elbetteki Bekir Dayıya büyük itibar veriyordu.
Akşam işten geldiğimde çocukların dondurma taleplerine fazla dayanamayıp Kayaş’a doğru geziye çıktık. Mahallemize yeni açılan Internet Cafenin önünden geçerken masasında oldukça heybetli duran Bekir Dayıyla karşılaştık. Şişirmeye çok giden Bekir Dayıya uyanık bir edayla işletme nüansına başladım. Derhal cafeye yönelip seslendim.
- Ooo Bekir dayı  bu ne durum yav!
- İnternet bu emşerim yeni açdıh.
- Yav sana köyde en kafası çalışan adam derlerdi ya bilgisayaradamı çalışıyor senin kafan.
- Vay yavrum vay.. Beni namısız babam okutmadı. Ahrette yahasına yapışacağım o dürzünün. Eğer Sülüman Demirel’in oturduğu goltuhda ben olmasaydım tükür yüzüme.
- Doğru Bekir Dayı doğru. Hakikaten senin kafa mükemmel çalışıyor. Köylü hep öyle derdi zaten. 
- Emşerim, mektepte muallim matematik yazardı tahtıya, gendi yazısını bitirmeden “hazırmı Bekir” derdi. Şimdikinden daha iyi çalışıyodu o zamanlar gafam.
- Geometri, fizik, kimya, biyoloji, genetik kimya gibi bilim dallarına da kafan çalışıyormu bekir Dayı?
- O dedikleriyin alayıcığınada çalışıyo. 
Bekir Dayı hayran hayran bakışlarım karşısında tamamen göklere çıkıyor, kendisini acayip derecede övüyordu. Temiz ve saf kalbi, ömür boyu itibar arayışı içinde olması ve bu kadar iltifatı bir arada görmesi yüzünden benim şeytani işletmelerime rahat alet oluyordu. Sigarasını parmak uçlarıyla seri ve peşpeşe çıptı, göğsünü ileri iterek tek elini oturduğu koltuğun en tepesine koyarak;
- Beri bah, vatzornayım...
- !!!!!....
- Ne didim ben biliyonnu?
- Ne didin Bekir dayı..
- Emşerim bi gavurunan garşılaşdınnıydı bunu diyeceğan..
- O ney duvamı?
- Ula yavrum sen de tüm cahilimişsin.. Duva olurmu. Gavurunan garşılaşdın..
- Eeee..
- Nası anlaşacağan?..
- !!!...
- Vatızornayım diyeceğan..
- O ne diyecek bize..
- Eşşek daalya gavur tohumu, mecbur bişey diyecek..
Bekir Dayı o akşamki sitres atma gezimizin dopingi olmuştu. Oldukça kendini övmüştü. Hayran, hayran şeytanca seyrettim. Göğsü tavana değiyordu. Büyük bir devlet adamının huzurundan ayrılır gibi saygıyla eğilerek ayrıldım. Bekir Dayının elinin biri yine koltuğun baş gelecek yerinde, ayakları yaşına meydan okurcasına üst üste, yüzü ciddi ve mağrur, lastik ayakkabıları ve pantolon üzerine çektiği yün çorapları alenen ortada bir şekilde gurur ve kibirle uğurladı bizi. Tabiiki bu şekilde kılı bile kıpırdamadan.