İnsanların yaşamak için önce umutları olmalı, umutlar olmalı ki, yarınlara, geleceğe, korkmadan bakabilmeli. Zaten insanın içinde ki umutları bir  bir yok oluyorsa bu onun hayat’tan kopup, kendi kabuğuna çekildiğinin göstergesidir.
    İnsanların dedim lakin, İslamiyet’te insan olmanında dereceleri ve belirli vasıfları vardır.
    Kısaca insan olabilmek için önce aklımızı kullanmayı ve nefsin esaretinden kurtulmamız yani insan olmanın ilk basamağı olan hayvanlık vasıflarından kurtulmamız şarttır.
    İnsan’ı diğer canlılardan ayıran en önemli özellik ise sahip olduğu akıl’dır. (İrade’dir).
    O yüzden lütfen önce insan olmanın erdemini bilelim. Bir tek kendi nefsimiz’in (şeytan’ın esiri olmayalım). Burda belirtilen insan ister anne, baba, ister çocuk, ister yaşlı, ister genç olsun.
    İnsan oğlu’nun en temel ihtiyacı giyinmek, yemek, içmek, kendini yetiştirmek ve bir yuva kurabilmektir. Şöyle bir etrafınıza bakın, kurulan yuvalara, ne zaman, hangi yaşta kuruluyor. Bu kurulan yuvada kadın-erkek ayrımı yapmadan önce gençliğin o fırtınalı döneminden kendi yuvasını kurması ile görev ve sorumluluklada gün ve gün artar. Hele birde o yuvada yeni bir birey’in katılımı ile umut ve mutluluktur. Ne varki anne ve baba olmak’ta öyle kolay değildir.
    Aslına bakarsanız hayat’ın her alanında insanın üzerine düşen görev ve sorumluluğu taşıyabilmesi pek öyle kolay değildir.
    Evlenmek kolay, ama evlenipti imzayı attığınız andan itibaren iyi eş  olabilmek ve yeni doğan bebeğinizle anne, baba olabilmek’te bana göre çok daha zor.
    Hele hele hayırlı evlatlar yetiştirebilecek potansiyele sahip, anne, baba olmak da işin en zoru;
    O yüzden içimde hep ukde kalmıştır. Gözleri gülen, yüreği sevgi dolu, bir baba’ya sahip olamadığımdan içim çok yandı. Hep imrendim, hep özlemle, hasretle baktım, baba’ya çünkü ben, babam hep yanımda olmasına rağmen hep bana çok uzaktı.
    Ne çocuk’ken, ne büyüyünce gülen gözlerle bakmedı, üşüyen ellerimi sevgisiyle ısıtmadı...