Dünya ve ahiret yolu arasında sağlam bir denge kurmak her müslümanın önemli görevlerindendir. “Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, hemen ölecekmiş gibi ahiret için çalış” Hadis-i Şerf'i bu dengeyi kurabilmenin temel ölçüsüdür. Fakat ne üzücüdür ki insanoğlu hayatı boyunca bu dengeyi bir türlü kuramamak da, bazen dünya hayatını unutup, ahiret hayatına dalmak da, bazen de Yüce Allah'ın ifadesi ile dünya hayatının oyun ve oyuncaktan ibaret yaşantısı içerisinde boğulup kalmaktadır.
Dünyü hayatı içerisinde boğulanları uyaran sevgili Peygamberimiz bir Hadis-i Şerif'lerinde şöyle buyuruyorlar;
“Dünyada tıpkı bir garip veya bir yolcu gibi ol!”
Bu Hadis-i Şeref'le şu uyarı yapılmaktadır. “Ey insan, vatanından, aile ocağından ayrı düşmüş bir yolcunun aklı fikri nasıl hep öz yurdunda olur ise, sen de bir yolcu gib dönüp dolaşıp varacağın yer gerçek vatanın. Yani ahiret yurdu. Düşün... Sen uzun bir sefere çıkmmış, aklı fikri varacağı yerde olan garip bir yolcu gibi ol! Böle bir yolcu; aşacağı sarp dağlarda, geçeceği derin vadilerde kendini bekleyen tehlikeleri hesap ederek yolculuğunu sürdürme planları yaparsa sen de öyle ol!
Bu Hadis-i Şerif'i nakleden büyük sahibi Abdullah İbni Ömer'de bize şu tavsiyelerde bulunuyor;
“Akşamı ettiğinde sabahı bekleme! Sabaha çıktığında akşamı bekleme! Sağlığında hastalanacağın günleri için, hayatın boyunca da öleceğin zaman için tedbirli ol!”
Bu sözlerin manası şudur;
“Hayat yolculuğunda; dere-tepe demeden yol alırken, 'hele bir dinleneyim de sabah yoluma devam ederim' diye tembelleşen yolcu gibi olma! Önünde uzun yolu olan bir adamın boşa geçireceği zamanı yoktur! Sabah çıkınca da 'Daha önümde uzun bir zaman var bende de gençlik var. Nasıl olsa bu yolu bitiririm' deme. Ölümün seni daha erken, yolun yarısında iken, ansızın yakalayacağını düşün!
Bu ve benzeri hayat gerçeklerini gözler önüne seren öğütlerden nasıbini alamamış insan tipleri bugün toplumumuzda pek çoktur. Nice insanlar vardır ki 50-60 yaşına gelmiş hayat merdiveninin son basamağına ayağını uzatmış olduğu halde şeytanın ve nefsinin maruz bırktığı büyük bir yanılgı ile henüz genç olduğunu gelecek günlerde Allah'a kulluk görevlerini tamamıyla yerine getireceği düşüncesiyle dünya hayatını zevk ve eğlenceleri arasında oyalanıp dururlar.
Bu gibilerine sevgili Peygamberimiz(S.A.V.)'in kesin ihtarı şudur; “Zevkleri bıçak gibi kesen ölümü, çok hatırlayın”
Bildiğimiz gibi çocuklar çamurdan, çerden, çöpten ev yaparlar. Canları sıkılınca da kendilerini saatlerce oyalayan zevklere uğraşmalarına sebep olan bu evleri bir tekmeyle yıkıverirler.
İnsan hayatında da bu olaya benzer bir çok olayla karşılaşıryoruz. İnsanoğlu hayalleriyle gelecek günlere ait nice planlar, programlar yapıyor, birden ölüm gerçeği ile karşılaşınca bu hayalleri yıkılıyor.
Ölüm herşeyi bir anda yokediveriyor. Durum böyle olunca insan büsbütün ömrünü boşa geçirmemeli hayal alemine dalıp da ölüm gerçeğini unutmamalıdır. Ölüm sık sık hatırlanaraka kendilerine çeki düzen vermelidir.
Bu sözerle maksat çalışıp çabalamayı, kazanmayı kötülemek değildir. Dinimizde böyle bir anlayış yoktur. Aksine dinimiz çalışıp kazanmayı teşvik eder. Dünyadan ilişkimizi kesen ölüm gerçeği müslümanlara daima hatırlatılmıştır. Çünkü bizi uhrevi duygulardan alıkoyan çok yaşama arzusu dünya ve mal sevgisi o kadar kuvvetli duygulardır ki onları zararsız hale getirecek yegane ilaç, kuvvetli dozlardaki ölüm fikridir.
Yazımızı Hz. Ömer'in oğlu Abdullah'ın rivayet ettiği hadis-i şerif ile bitirelim.
“Bir gün Rasul-ü Ekrem (S.A.V.)'ın yanında bulunuyorum. Bir adam gelerek selam verdikten sonra; “Ya Rasulallah, hangi mü'min daha faziletlidir?” diye sordu. Rasul-u Ekrem'de; “Ahlakı en iyi olan mü'min” diye cevap verdi. O zat yine; “Ya Rasulallah, hangi mü'min daha zekidir?” deyi sorunca Rasulallah şaadet buyurdu; “Ölümü en çok hatırlayıp, ölümden sonrası için hazırlık yapanlar en zeki olarlardır” cevabını verdiler...