Rahmetli eniştem öğretmen Ahmet Kayhan, Kayseri Pazarören Köy Enstitüsü'nden mezun olduktan sonra o yıllarda Şefaatli ilçesine bağlı olan İncirli Köyü'ne atanmıştı. Okulun hem müdürü, hem öğretmeni olmanın yanında 1960 ihtilali ile birlikte köy muhtarlığı görevini de üstlenmişti...
Henüz 5-6 yaşlarında idim, İncirli Köyüne gittiğimde. Bizim dönemimizde 7 yaşından gün almadan İlkokula kayıt yaptırılamadığı için İncirli Köyün'de kayıtsız okula devam ettim. Beş sıranın bulunduğu, her bir sıranın ise bir sınıfı temsil ettiği tek sınıflı okulda, hergün birinci sınıftan başlayıp, beşinci sınıftan eve gidiyordum. Karma eğitim sayesinde, eniştemin devletin her kademesini temsil etmesinin de verdiği avantajla, kendi akranlarımdan oldukça ileri seviyedeydim. Yerköy ilçesine gidip, Atatürk İlkokulu'na kaydımı yaptırmak istediklerinde, 7 yaşından gün almadığım için talebimiz geri çevrilmişti. Eniştemin devreye girmesiyle birlikte, ''Öğrendiklerini unutmasın'' denilerek, kayıtsız okula devam etmem sağlandı. Sonrasında da yapılan sınavla önce üst sınıflarda, daha sonra da kendi akranlarımla birlikte İlkokula devam ettim...
Rahmetli eniştemin elinden her iş gelirdi. O yıllarda, berber, nalbant, duvar ustası, dişçi gibi ustaları bulabilmek için şehre gitmek gerekiyordu. O nedenle, okul müdürü, öğretmen ve muhtar olan eniştemi bazen çatının tepesinde, okulun çatısının kiremitlerini değiştirirken, bazen bir ağacın etrafından dolanıp, budama yaparken veya aşı yaparken görüyordum. Tarlada, tırpanla ekin biçmesi, rahmetli ablamla birlikte mercimek yolması, köylülere traktör eğitimi vermesi gibi daha bir çok işi yaparken görmüştüm. İncirli köyünde ciddi emeğinin olduğunu biliyorum. Hatta, ihtilal sonrasında yapılan ilk seçimlerde muhtar adayı çıkmamış, köylü eniştemi muhtar olarak ilan etmişti. Ancak, mahalli idareler kanunu kapsamında bunun mümkün olmaması nedeniyle, ara seçim yapılarak, yeni bir muhtar köy halkından yapılabilmişti...
''Öğretmenin'' ne demek olduğunu da o yıllarda, anlamaya çalışmış, ''Her şeyi bilen, bildiği gibi bildiklerini uygulayabilen'' olarak kafamda yer edinmişti. Daha sonraki yıllarda Köy Enstitüsü mezunu öğretmenlerle olan muhabbetim hep devam etti. Küçük yaşlarda zihnime işlediğim ''Öğretmen'' modelinin yanlış olmadığını da anlamıştım. Köy Enstitüsünde eğitim gören çocuk yaştaki gençler, köy hayatının her anını öğrenip, uygulayabilecek şekilde yetiştiriliyor, görev yerlerine gittiklerinde ise, kırsalda söz sahibi olmakla kalmıyor, saygı duyulan birer insan oluyorlardı. Bu da onların, kırsalda yaşayanları bilgilendirmelerine katkı sağlıyor, çiftçi neyi ne zaman, nasıl ekip, biçeceğini, daha bol ve kaliteli ürünü nasıl elde edeceğini bilimsel veriler ışığında bilgi sahibi olan öğretmenlerden öğreniyorlardı...
O yıllarda köy halkının toprakla olan muhabbeti nedeniyle şehre gitmek, yerleşmek kimsenin aklına bile gelmiyordu. Şehre gidenler, bir yılı ancak doldurup, geri dönüyorlar, tarlada çalışıp, hayvan beslemeyi tercih ediyorlardı.