Bir gece önce can acısıyla uyandı daha doğrusu hareket edemememin ve canımın acısının sebebini anlamaya çalıştım, uyku sersemliği ile.
Boynumda ki ağrı ne hareket etmeme, ne de sağa sola bakabilmeme imkan tanıyordu. Öyle bir acı yaşamadım daha önce desem galiba yalan olmaz.
Boyun tüm vücudun denge unsuru sanki, boynumdaki ağrı tüm vücudumu hareketsiz hale getirdi. Zar zor sabahı ettim, sabahın ışıkları vurduğunda yüzüme ve sürünerekte olsa kalkıp üzerimi değiştim ve hala aynı acı ile gazeteye geldim.
Yüzümden okunsada acım belli etmeme gayreti içerisinde ha geçti ha geçecek bekledim ama mümkün olmadı. Ve hiç sevmesemde mecburen doktora gittim.
Doktorun muayenesi ve ardından tomografi, film derken can acım gittikçe çoğaldı, en son sonuçları göstermek için doktorun odasına kendimi zor attım.
Ve tabiki meslek hastalığı olan boyun düzleşmesi tanısı ile biraz olsun rahatladım, çünkü boynumun ağrısından ben artık felç geçiriyorum bir daha hareket edemeyeceğim diye kara kara düşünmeye başlamış, gelecek hayatımın çözümsüzlüğü arasında gel gitler yaşıyordum.
İlaçlar, tavsiyer ile tekrar geldim gazeteye ve çalışmaya başladım. İlk olarak da bu duygu ve düşüncelerle köşe yazımı yazmak istedim.
Evet kaç zamandır yaşadığım sıkıntılar beni öylesine germiş ki, vücudum artık SOS veriyor, diye düşünmekten kendimi alıkoyamadım. O kadar stresi taşımadı beyin hatta boyun diye kendi kendime de güldüm.
Ve bugün anladımki, sağlık herşeyden önemli. Ve sen sağlıklı olmazsan sağlıklı düşünemez sağlıklı kararlar alamaz ve yaşayamazsın. Sorunlarında üstesinden gelmen mümkün olmaz. Bu yüzden ben diyorum ki, herşey olacağına varıyor bu yüzden kendimizi ihmal etmeden sorunlarla başa çıkmaya çalışmak en güzeli.
Bir hikaye daha doğrusu bir kıssadan hisse ile tamamlamak istiyorum yazımı.
KISSADAN HİSSE
Soğuktur yüzü insan ruhunu titretecek kadar. Bakışlarında ayrı bir dünya gizler, yere sürtünse de derisi yıpranmaz, zehrini düşmanından başkasına da akıtmaz. Kıvraklığı görüntüsünde vardır. Görenlerin ilk bakışta yüreğini hoplatan yılan varlığı ile tabiatın denge taşıdır.
Kıvraklık yılana mahsus bir şeydir. Yaratanın yılana bahşettiği bu özelliği insan kabullenmeye çalışırsa ne olur.
Bir insan yılan gibi sürünme yeteneğine sahip olabilir mi?
Olur yada, olamaz diyorsanız bakalım...
İşte kıssadan hisse hikayemiz;
\"Bir yılan ve tikli dere kenarında karşılaşırlar. Bir birlerine sertçe bakarlar önce... Tilki yılanın soğuk yüzünden çekinir.
Tilki, Kendi kendine:
- \"Acaba bu yılan beni ısırır mı\" diye düşünürken, dereden geçemeyeceğini düşünen yılan hemen söze başlar...
- \"Tilki kardeş derenin kenarına sen yüzerek geçe bilirsin. Rica etsem beni de omzunda geçirir misin?
Tilki önce düşünür ve yılana sorar;
- \"İyi ama, derenin ortasında boynuma dolanıp beni öldürürsen ne olacak? Bana garanti vere bilir misin?
Bu söze hemen keskin bir zekayla cevap verir yılan; - \"Eğer sana kötülük edecek olsam şuan seni ısırım, zehirlerimde. Hem derenin ortasında suyun derinliklerine inip beni boğmayacağın ne malum bana garanti vere bilir misin?\"
Tilki düşünür, yılana cevap veremez.
- \"Anlaştık o halde bin omzuma der.\"
Yılan, Tilkinin sırtına biner. Sıkı sıkıya sarılır ve derenin diğer tarafına doğru yol alırlar. Karşıya geçmeye az bir yer kalır ki, yılan Tilkinin boğazını sıkmaya başlar. Tilki yılandan kurtulmak için epeyce bir mücadele verir. Tilki can havliyle dere kenarına kendini atar ve yılanı hemen pençeleri arasına alır.
Tilki, yılanı yerden yere vurarak öldürür... Biraz soluklandıktan sonra, yılanı boylu boyunca yere uzatan Tilkinin ağzından şu sözler dökülür;
- \"Ben ki bu ormanların en zeki hayvanıyım ama, senin soğuk yüzüne rağmen sözlerine inandım. Omzuma aldım. Sen ise beni öldürmeye çalıştın. Bundan sonra öyle kıvrak olmak yok. Bundan sonra zikzak da yok. Olacaksan dosdoğru olacaksın.\"
Kıssadan hisse, anlayana çok şey ifade ediyor bu küçük hikaye. Mertliğin, nametliğe, dostluğun, kalleşliğe, sözün, yalana, kişiliğin, kişiliksizliğe yenilmeye başladığı şu koca dünya kuruluyor. O dünyada yılanlar ormanlarda, kıvraklığı şehirlerde kol geziyor. Artık yılanın zehrinden çok kıvraklığını görüyoruz. Gerçek yılan ormanda, dağlarda, bayırlarda. Kıvraklığı ise uzaklarda değil hemen yanı başınızda...