Bir halk türkümüzün ilk sözleri böyle başlar dinleyenler bilirler. Türküde de geçtiği üzere okumak yazmanın ilk adımı olsa gerek. Bir çift söz, iki çift kelam etmek sanırım önce okumaktan geçiyor. Hepimiz böyle başlamadık mı önce oku dediler okumayı öğrendik, sonra yaz dediler yazmaya başladık. Gelinen noktada ne okumaya, ne yazmaya gerek duymasak ta nefes aldığımız sürece, insan kaldığımız sürece bu ikisinin gerekliliğini her yerde duymaktayız. Toplum içinde gelişigüzel fikir beyanları, kendince keskin ve kuvvetli yorumlar ve tahminler hep okumayan insanlardan çıkıyor. Bugün söylediğini yarın inkar eden, hayat çizgisi ve felsefesi olmayan insanların bir çoğu kendini kitaptan, kağıttan, kelamdan soyutlayan insanlardan çıkıyor.
Kendi kuşağımıza dönersek onlar zaten çoktan kalem ve kağıda veda etmiş. Anlık programlarla iletişime geçen, slayt gösterileriyle ders çalışan, arama motorlarıyla tez ve ödev hazırlayan bir kuşak haline geldik. Kitap kapağı aralamayan, kağıt kokusu duymayan bir kuşak haline geldik. Kütüphaneler artık bizim için nostaljik ve tarihi mekanlar olarak algılanıyor. Kitaplar ve okumak konusunda birçok büyüğümle sohbet ettiğimde kendi dönemlerinde en tatlı ve hoş hırsızlığın birbirinden kitap çalmak olduğunu ve kitap çalmak demenin de okuyup tekrar vereceğim diyerek bir daha iade etmemek olduğunu gülümseyerek anlatır dururlar.
Yozgat’ta önceleri kitap satan daha sonra kırtasiyecilik yapan esnaf abilerimiz ile konuştuğumuzda o dönem kitap yetiştiremediklerini ve insanların parasını peşin ödeyip kitap siparişi verdiklerini dinledim. O günün Yozgat’ı ile bugünü kıyasladığımızda gelinen noktaya üzülmemek içten bile değil. Memlekette tek bir kitapçı kalmış oda sayısı binleri bulan üniversiteli öğrencilerin ödevlerine yönelik iş yapıyor. Gençliğimiz milyarlık cep telefonlarına para ayırırken üç kuruşluk kitaba özel bütçesinden para ayırmıyor, kitapçıya gidip dakikalarca kendine uygun kitap aramıyor, ikinci el küf ve saman kağıt kokulu kitapların ne olduğunu bilmiyor bile. Bakmadığı gibi de evde gazete küpürleriyle alınmış bir iki kitap varsa şayet onu da getirip kitapçıya satıyor bir paket sigara uğruna.
Sonuç mu sonuç olarak okumaktan, araştırmaktan geri kalmış insanlar hayatın belirli alanlarında karşınıza çıkıyor bu kimi zaman siyasetçi oluyor karşınıza sizi yöneteceğim diye dikiliveriyor, kimi zaman edebiyatçıyım diyor iki dize şiir okuyamıyor, hocayım diyor iki satır dini kelamdan geri kalıyor, polis oluyor derdinizi anlatamıyorsunuz ve memleket bu durumlara geliyor. İki satırlık köşe yazılarının okunmadığı ülkemizde ve ilimizde insanlar kitap okur mu bilmiyorum ama ben herkesin okumasını diliyorum. En azından kütüphaneler haftasında bir başlangıç olsun, en azından şu Cumhuriyet Alanı’nda ücretsiz kitaplardan kapışan vatandaşlarımız o kitapları okusunlar o bile yeterlidir diye düşünüyorum.