Bizim terörle mücadele olarak adlandırdığımız, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin ise Çözüm Süreci dediği terör meselesinde , on iki yılın sonunda müzakere politikasından vazgeçildi. Hem de bir hafta içerisinde. Bu vazgeçiş, partinin ikinci kavşak ayrımı oldu. Daha önce Fethullah Gülen cemaati ile yani Cumhurbaşkanı’nın deyimiyle paralel yapıyla yaşanan ayrılık, bu defa diyalog politikalarının denendiği Kürt siyasetçilerle ve terörist başı ile yaşandı. Artık iç ve dış politikada yeni bir döneme girildi.
Bildiğiniz gibi çözüm süreci politikalarının varlığı ve içeriği uzun süre gizli tutuldu. Açıkçası hepimizin kanına dokunan ve rahatsızlık verici görüşmelerin yapıldığı bu süreçte, halkımızın tepkisinden korkuldu. Hatta bu görüşmelerin uzunca süre ve ısrarla inkar edildiğini hatırlarsınız. Sonrasında ve görüşmelerin kamuoyuna sızması üzerine ise “ Devlet görüşür” açıklaması yapıldı. İçeriği ve hedefi vatandaş olarak hiçbirimiz tarafından bilinmeyen bu sürece dahi Milletimiz şans tanıdı. Bağrına taş basan Millet, Adalet ve Kalkınma Partisi’ne bu işin sonunu gösterme imkanı tanıdı. Ancak beklenen oldu, bu politikanın sonu gelmedi, terör yangını büyüdü, terörist sayısı, silahları, destekçileri arttı. Bu defa daha güç, daha zorlu ve daha uzun mücadele gerektiren bir mücadele dönemi zorunluluğu doğdu.
Çözüm sürecinin karşı tarafı olan HDP ve onun vasisi Abdullah Öcalan barışa hiçbir zaman inanmadı. Barış, özgürlük, demokratikleşme, insan hakları gibi kulağa hoş gelen söylemler, onlar için hedefe varmakta kullanılacak argümanlardan başka bir şey değildi. Amaçlarına varmak için bir yandan karanfil dağıtırlarken öbür ellerindeki silahı hiç bırakmadılar. Silahla alabildiklerini silahla, siyasetle alabildiklerini siyasetle alacaklardı. Açıkça söylemek gerekirse bu yolda ciddi mesafe aldılar. Türk Milleti ise sırf bu sorunun halledilmesi adına maddi ve manevi olarak olağanüstü fedakarlıklar yaptı. Ülkenin tüm imkanları güneydoğuya akıtıldı. Demokratik olarak, tanınmayan hak kalmadı. Hatta yapılan her türlü kanunsuzluğa göz yumuldu. Buna rağmen HDP ve bağlı bulunduğu terörist yapı, silahı elden bırakmadı. Hatta kendi tabanına, kazanımların temelinde silahlı mücadelenin bulunduğu anlatıldı.
On yılı aşkın süredir devam eden açılım politikalarında şimdinin HDP’si, geçmişin farklı isimde ama aynı yapıdaki partileri hiç samimi olmadı. Terörü hiç lanetlemedi. Rojda’larımızın Rojin’lerimizin eğitim hakkını ellerinden almayın, okulları yakmayın, öğretmenleri öldürmeyin demedi. Köydeki Maho dayının ulaşım hakkını engellemeyin, yol şantiyelerine, iş makinalarına zarar vermeyin demedi. Biz bu ülkenin parçasıyız, Kobani dış meseledir diyemedi. Biz bu ülkenin siyasi partisiyiz, politikalarımızı seçilmiş kurullarımız belirler, Kandil’den İmralı’dan talimat almayız, diyemedi.
Sözün özü, ait olduklarını düşündüğümüz Meclis açılışında İstiklal Marşı’mızı okuyamadı. Geçmişimiz bir-geleceğimiz bir, diyemedi. HDP’nin samimi olmadığı, samimi ve çözümcül yaklaşmadığı bir sürecin başarıya ulaşması zaten mümkün değildi. Nitekim öyle de sona erdi.