SOKAKTA yürüyen insanların neredeyse istisnasız hepsi, kafasını kaldırmış gökyüzüne bakıyordu. Önlerini bile görmekte zorlanıyorlar. Bu nedenle de kimisi durup, izlemeyi tercih ediyordu. Uçağı bu kadar yakından görme şansımız olmamıştı. Uçakların geçiş yaptıklarına şahit oluyorduk. Çok uzaktan, serçe büyüklüğünde, arkasında bir çizgi çizerek geçerdi. Ama bu çok yakındı ve çok daha büyüktü. Binaların üzerinde bir  iki tur attıktan sonra Nato Yoluna iniş yaptı. Gözden kayboldu. O yıllarda Tercüman Gazetesi'nin muhabiri olan Azmi ile birlikte fotoğraf makinamızı yanımıza alıp, Nato Yolu'na doğru koşmaya başladık. Aramızda kısa bir mesafe kalınca, önce bekçilerin, sonra da jandarmanın 'durun!' uyarısıyla irkildik. Nato Yolu'na inen iki kanatlı, kırmızı beyaza boyanmış uçağın ön tarafından kocaman, o yıllarda kıraathanelerin havalandırılması için tavana asılan vantilatöre benzeyen pervaneleri vardı. Uçağın şefaf olan kapısı yukarıya kaldırılıp, açıldıktan sonra içerisinden astronata benzer birisi indi...

ÖNCEDEN HAZIRLIK YAPILMIŞTI...

Nato Yolu'na uçağın ineceğini herkes biliyormuş. Biz hariç. Daha doğrusu ilçenin yöneticileri biliyor, halk bilmiyormuş. Nato Yolu, diğer yollara göre genişti. Bazı kesimlerindeki çukurlar kapatılmış, gerekli güvenlik önlemleri alınarak, kireç ile bir daire, dairenin iki tarafına da uzun çizgiler çizilmişti. Mesleğimiz icabı, uzaktan da olsa bir-iki kare fotoğraf çekmeye çalıştık. Ne olduğunu anlamaya çalışıyorduk. Bölgede biriken vatandaşlar meraklı gözlerle bakıyor, kimileri bilmişlik edasıyla, 'arızalanıp, zorunlu iniş yapmış, keşif uçağı bunlar' diyordu. Bazıları itiraz etmese de, 'yok. razıdan değil yakıtı bitmiş, Ankara'dan yakıt gelecekmiş' diye devam ediyor. Başka birisi söze karışıp, 'Ankara'dan niye getiriyorlar burada bir sürü benzinlik var!' diye çıkışoyurdu. Uçakların özel benzinle çılıştığı, araçlara konulan benzinlere su katıldığı söylemleri kulaklarımızda yankılanarak, Kaymakama ulaşmayı başardık... 

İLAÇLAMA YAPACAK..

Kaymakam, Yerköy, Çiçekdağ ve Şefaatli bölgesindeki tarım alanlarında görülen kımıl ve süneyle mücadele kapsamında ilaçlama çalışması yapmak üzere uçağın geldiğini söyledi. Yaklaşıp, fotoğraf çekmemize izin verilemeyeceğini de öğrendik. Zira uçağa yakın duranların hepsi maskeliydi. Tarım ilacının zehirleme ihtimalinden söz ediliyordu. Uçağın Nota Yolu'na iniş yapmasının nedeni ise, havanın rüzgarlı olması sebebiyle havadan yapılan ilaçlamanın yerleşim bölgelerine uçabileceğindenmiş. Öyle söylediler. Nato Yolu'da acil inişler için hazır hale getirilmiş. Kaymakam 'iyiki yapmışız, pek lazım olmaz diye düşünüyorduk ama Allah'ın işi' diye söylenip, duruyordu. Havada görüp, Nato Yolu'nda uzakttan da olsa görebildiğimiz, fotoğrafını çektiğimiz uçağa binme hevesimde sonraki dönemlerde hep içimde ukte olarak kaldı. Çok uzun zaman heveslendim...

İLK DENEMEM...

Aradan onca yıl geçti. Askerlik görevimi yapıp, döndükten sonra Sarı Basın Kartı sahibi oldum. O yıllarda önemliydi. Telefon, uçak, tren yüzde 50 indirimliydi. Öncelik hakkımız da vardı. Rahmetli Kenan Yılmaz, Almanya'da yaşıyor, arada bir Yozgat'a geliyordu. Sözleştik. Birlikte Karayolu ile Ankara'ya gidecek, oradan da Uçakla İstanbul'a geçecektik. Kenan'ın işleri için. Uçaktan yerimizi ayırt ettirdik. Banka hesabına bilet bedellerini yatırdık. Yozgat'an Ankara'ya gitmek için otobüse vereceğim bilet parasıyla uçakla İstanbul'a gidecektim. Olmadı. Gidemedim. Bizim gideceğimiz tarihte Yozgat'ta siyasi partilerden birisinin mitinrgi vardı, genel başkan da geliyordu... Yanılmıyorsam...

ALMAZSA OLMUYOR...

İlk uçağa binebilme hevesim kursağımda kaldı. Aradan çok zaman geçti. Karayolu ile önce Anamur'da bulunan ağbeyimin, ordadan da Antalya'daki ablamın yanına gittim. Dönüşte uçakla dönmeye kararlıydım. Antalya'da acentadan uçak biletini aldım. Akşam saat 07'00'da Antalya Hava Limanı'ndan uçağa binip, Ankara'ya inecek, oradan da karayolu ile Yozgat'a dönecektim. Tam hatırlamıyorum ama Antalya-Ankara uçak bileti 20 lira ise, bir taksiye bindim. 100 lira verip, havaalanına gittim. Uçak rötar yaptı. Bir saat sonrasında bir daha rötar yaptı. Gece ertesi güne döndü. Yapılan bir anos ile uçak seferlerinin iptal edildiğini, yolcuların biletlerini iade edip, paralarını alabilecekleri vurgulandı. 
Çaresiz gittim. Paramı aldım. Tekrar 100 lira verip, şehre geldim. Terminalde indim. Gece soğuk. Ternminal girişinde bulunan polis kulübesinden Ankara yönüne gidecek otobüs saatini öğrenmek istedim. Sabah 08.00'dan önce mümkün olmayacağını söylediler. Sonra polisle sohbet ederken, Yozgatlı olduğumu söyleyince, o da kendisinin Yozgat'ta görev yaptığını belirtti.  Telefon görüşmesi yapan polis memuru, bana döndü, 'hadi şanslısın' diye konuya girip, 'Alanya'dan gelen otobüs buraya uğrayacak, seni de alacak' diye devam etti. Dediği gibi otobüs geldi, beni Ankara'ya getirdi. Binemediğim uçağa, geçen yıl TSYD'nin kongresine gitmek üzere, bır kış gecesinde tesadüfen binebildim. Ankara-İstanbul arasında gidip, geldim. Muradıma erdim...