Otelden Kabe\'ye, Kabe\'den otele koşuyor hem ibadete, hem ed dinlenmeye zaman ayırmak istiyoruz. Otobüslerdeki koşuşturmaca, Kabe giriş ve çıkışlarında yaşanan büyük izdiham Haccın meşakkat olduğunu ispatlıyor. Burada sabır taşı gibi olgun olmamız gerekiyor. Münakaşa, tartışma, cedelleşme, Haccın ruhuna aykırı diyor hocalarımız.
Kabe, zemzem ve Hacerül Esved üçlüsü bizi kendine çekiyor, insanlar akın akın (Coşkun akan sel misali) Kabe\'ye geliyorlar. İnsan seli tabi bu akını anlatmaya yetmiyor.
Kafilemiz Ankara 11. Hac Kafilesi olduğu için her türlü
ziyaretlerimizi bu kafile ekibiyle birlikte yapıyoruz. Kafile başkanımız Çandır Müftüsü Metin Aykut Hoca, 2. Grubun Başkanı Dursun Yılmaz Hoca, diğer iki grubun başkanı da Osman Hoca ve Mehmet Şahinöz Hoca...
Toplu halde Mekke\'de ziyaret yerlerine çıkıyoruz. Hz. Muhammed\'in (SAV) evini dışarıdan izliyoruz. Peygamber Efendimizin muhasara altında kaldığı mahalleyi seyrediyoruz. Sonra hicret esnasında dinlendiği o mağarayı. Sevr Mağarasını uzaktan izliyor o günlerin hatırasını yâd ediyoruz.
Bir başka gün Necra Nur Dağına çıkıp ilahi vahyin geldiği mekanı ziyaret ediyoruz. Hira Nur Dağı, oldukça yüksek bir tepe olup Mekke\'ye yüksekten bakan bir noktada. Tepeyi saran insan seli her basamağı, her noktayı sarmış olup adım adım ilerliyoruz. Zaman zaman tıkanma yaşanıyor, soluklanıyoruz. Peygamber Efendimizin buralara yayan nasıl çıkabildiğini düşünerek tefekkür de bulunuyor, ilahi Nurun aksettiği o yüce dağdan Mekke\'ye bakıyoruz. Hira Nur Dağı halen insanlara \"Oku, Allah adıyla oku\" ilahi buyruğunu tebliğ ediyor gibi...
Sonra Cin Mescidini ve Cennetül Mualla Kabristanlığını ziyaret edip duada bulunuyoruz. Taif dönüşü cinlerin Peygamber Efendimize iman ettiklerini öğrenince oldukça duygulanıyorum... Cennetül Muallaya gelince derin bir sessizlik hakim oluyor, içinde binlerce Mekkeli\'yi barındırıyor.
ALTIN OLUĞUN KARŞISINI
MEKAN TUTUYORUZ
Kabe\'deki mekanımız Altunoluk\'un tam karşısı ikinci kat... Hem lavabolara yakın, hem de dışarı çıkışımız kolay. Aynı zamanda Tavaf için inilen yolda sakin, burası bizim için seçkin bir mekan oluyor.MEKAN TUTUYORUZ
Özellikle Cuma günleri Kabe\'ye girebilmek merasime tabi diyebiliriz.
Ama 54. kapıdan yürüyen merdivenle Altunoluk\'un karşısına çıkmak bizim kolayımıza geliyor. İkinci ve üçüncü kattan Kabe\'yi seyretmenin tadına
da doyamıyoruz doğrusu. Kabe\'de Namaz Kılmak, Tavaf etmek, Kur\'an okumak ve Kabe\'yi seyretmek ayrı ayrı sevap, o nedenle bazen Kabe\'nin seyiren dalıyor, o muhteşem coşkuya katılıyoruz.
Tava\'da Hacrevül Esved\'e ulaşmak imkansız. O kutsal taşı elimizle selamlayıp Kabe\'nin çevresinde dönmeye devam ediyoruz. İnsan seli bazen coşkun akan sulara dönüşüyor, bazen durgun denizlere... Rahmanın misafirleri ilahi ışığın etrafında dönen kelebekler gibi dönüp duruyorlar. Dünyanın her yerinden gelmiş olan Müslümanlar var. Her dilden, her cinsten, her renkten burada toplanmış, ilahi buyruğa tabi olmuş durumdalar.
SOFRAMIZDA BİR TANRI MİSAFİRİ
Kabe\'de bulunmak insana büyük haz veriyor. Vakit namazlarını kılabilmek için öğleyin burada olmamız gerekiyor. Onun için öğle yiyebileceğimiz azık cinsinden nevale getirip atıştırıyoruz.Görevliler kızsa da çantamıza aldığımız kırıntı yiyecekler öğle yemeğimizin yerine geçiyor. Bununla idare etmeye çalışıyoruz. Yine bir öğle yemeğinde çıkınları açıp yoğurt, süt, elma, armut cinsinden
getirdiğimiz yiyeceklerden bir sofra kuruyoruz.
Ben, eşim, oda arkadaşımız Ethem Gerginok ve eşi genelde aynı sofrada toplanıyoruz. Biz atıştırmaya başladığımızda bir ihtiyar dede yaklaşıp
el-kol hareketiyle aç olduğunu ifade ediyor ve soframızda konuk olmak istiyor. Sevinçten uçuyoruz, Rahman\'ın bir misafiri fakirane soframıza misafir olmak istiyor. Gözlerim yaşarıyor.
Çıkınlarımızda aldığımız ne var, ne yok ona ikram edip doymasını sağlamaya çalışıyoruz. O yedikçe biz mutlu oluyor, neyimiz var, neyimiz yok ona uzatıyoruz. Kutsal mekan Kabe\'de fakir bir sofrada kurmuş, Rahman\'ın misafirlerinin tatmasını istiyoruz. Bundan daha güzel bir mutluluk olur mu?
Konuğumuzun Afganlı olduğunu öğrenince bir başka sevinç yaşıyoruz.
Maalesef buraya tırlar dolusu yiyecek getirseniz yetmez. Milyonlarca Hacı\'yı burada ağırlamak her babayiğidin karı değil. Sanıyorum kimse cesaret edemez bu babayiğitliğe. Gönül istiyor ki, bir Halil İbrahim sofrası açalım, kim var kim yok davet edelim ve manevi doyumla birlikte nefislerin doyumuna da tanıklık edelim. Ama bu mümkün olmuyor maalesef.