ANADOLU kentlerinde halay çekmek sadece bir kültürü yansıtmaz, aynı zamanda birlikteliği, uyumu, kardeşliği, dayanışmayı da simgeler...
Düğün törenlerimizde, etrafına masalar, sandalyeler konulan, insanların hayali olarak çizdikleri alan içerisinde oynanan oyunlar bireyseldir. Genel olarak çalınan müziğe göre birbiriyle eş olan insanların karşılıklı olarak, ellerini havaya kaldırıp oynadığı oyunda, birbirine uyum sağlaması yeterlidir. Dans, salon geleneğidir. O da bireysel veya birbirine eş olarak seçenlerin yaptığı bir oyun oynama şekledir...
Ama halay farklı, farklıdır. Halaya kalkanlar, halay çekmesini bilip, bilmemesi o kadar önemli değildir. El ele, kolkola tutuşulur. Bilenler, bilmeyenlerin de uyum sağlayabilmesi için ritmi ayarlar. Halay konusunda uzman olanlar, genel olarak 'Halayın başıdır' veya sonda 'Mendil' sallayandır. Farklı renklerin, birbirini tanımayan insanların hep bir ağızdan türküler söylediği, söylerken oynayıp, gülüp, eğlendiği bir oyun şeklidir. Dayanışmadır. Birbirinin açığını arayan değil, tamamlayandır...
Hani birbirimize 'Ne oldu bize?' diye bir soru yöneltip, 'Ne olduğunu' bir türlü ifade etmekte zorlanıyoruz ya. İşte biz halaydan koptuk. Kendimize eş bulup, karşılıklı oyun oynadık, birbirimize sarılıp dans ederken, pisteki diğer insanları umursamadık, kendimizden geçmekle kalmayıp, yalnızlığı, bireyselliği benimsedik. Hoşgörüden uzaklaşıp, kendi dünyamızı kurduk. Kurduğumuz bu dünyada da huzurdan, güvenden, neşeden uzakta kaldık/kalıyoruz...
Yozgat'ta bundan nasibini alanlardan. Düne kadar biz birbirimize sokakta selam veriyorduk, kim olduğunu sorgulamadan. Bugün, tanıdığımız birisiyle karşılaştığımızda görmezden gelmeyi tercih ediyoruz...