Harmandan kalkınca çiftçinin cebi üç beş kuruş para görürdü. Üç-beş kuruş diyorum çünkü bir yıl boyunca birikmiş borçlara yetmediği gibi, bir kısmı da seneye, güze ötelenirdi.
Aç, açık, çıplak gezecek değiliz ya. Yıl boyunca eskimiş, yıpranmış ve sırtımıza takılacak yeri kalmamamış onlarca yamalıklı elbiselerin yerine zaruri olarak yeni alınan giyecekler köy genelinin tercih ettiği aynı kreasyon olan kadife bir pantolon, lastik soğukkuyu ayakkabı, kazak ve sahodan oluşurdu.
İlk giydiğimizde dünyanın en şık insanı, en bakımlı ve en güzel giyineni kendimiz zannederdik. Yanımızdan günlerce giydiği sıradan bir elbisesiyle bir şehirli çocuğu geçse bizden daha güzel, daha bakımlı, daha şık ve daha gösterişli dururdu. Aklımız almazdı. Halbuki bizim giydiğimiz kadife pantolon ve iyi bir kazak derdik.
Her horoz kendi çöplüğünde öter diyerek köyümüze geldiğimizde yeni giydiğimiz elbiselerimizle köyü 5-6 kez turalardık. Her gören kaç paraya, nerden aldığımızı sorar, çok zorlu, çok güzel olduğunu söyler gönlümüzü rahatlatırlardı. Ne kadar mutlu ve umutlu olurduk biliyormusunuz. Kendimize güvenimiz tam, hareketlerimiz rahat, keyifli olurduk.
Ben ne kadar açık, şimarık ve rahat gözüksemde onlarca kıza aşık oldum hiç birininde haberi olmadı. Onlara aşık olduğumu arkadaşlarıma bile söyleyemezdim. Arkadaşlarımızda söyleyemezdi. Bir kıza aşık olduğumuzu yakınları duysa katliam çıkacak derecede olaylar olur zannederdik. Sahoyunan, lastik ayakkabıynan, gadife pantalonunan, acayip kazağınan sevdiğimiz kızların evlerinin bulunduğu mekan yakınlarında şaşkın şaşkın gezerdik. Gırışırdık yani.
Geçtiğimiz yıl Amasya’nın Göynücek ilçesinin bir köyüne Ankara’dan gelin almaya geldik. Düğün için gelen kızlara saçlarını ıslatarak taramış, gömleğin yakalarını ceketin üzerine devirmiş, boyasız ve kayık gibi ıskarpın ayakkabılarla yöre mahcubiyeti içerisinde baygın baygın bakan bir genç gördüm. Yanımdaki arkadaşlara işte bizim gençliğimizin kopyası dedim. Düğün evine yakın evlerinin penceresinden son ayar açtığı Şekip ŞAHAPOĞLU’nun yanık türkülerinden oluşan kaseti de koydu, “Demedim Kimseye Dert Bende Kaldı” diye çalmaya başladı. Hüzünlendim. Dedim bunun gönlünde onlarca sevda vardır. İçinde fırtınalar esen bu gariban gencin altın gibi yüreğinde dağ gibi bir mahcubiyet duygusu yatıyordur. Babası geldi yanına. Malları suladınmı dedi. Boşver malını yav üstüm pis olur dedi. Ordakiler kahkaha atıyordu ama bana gülünmüş gibi sinirlendim. Şimdi gelmişiz 40 yaşına. İyi kötü eğitim almış, belirli bir mesafe katetmişiz. Zamanında, gençliğimizde...