Ölümün çaresizliğini ve soğuk yüzünü tam 14 yıl önce 9 Mart tarihinde öğrendim.
Hemde 19 yaşında hayatı toz pembe gözlüklerle bakan bir yaşta...
Ne olduğunu, henüz bilmediğim bir yaşta yaşadığım ölüm acısının bir türlü adını koyamaz hala tarifini yapamam...
Bile bile göz yummak kadere ve takdiri ilahiye der geçerim tüm ölüm acısı yaşayan insanlar gibi..
Hayatın gelip geçici ve fani olduğunu iliklerine kadar hissettiğin bu anlarda en önemlisi geçmişte yaptığın hatalar, kırdığın kalpler galiba.
Göz yumulunca hatrında kalmadığı, gidenin ardından sadece duaların teselli bulduğu o ölüm ertesi günlerde, sadece ve sadece giden ile kalan arasındaki yaşanlar bağlıyor hayata seni...
Anne ise yüreğinin yangını, baba ise beyin damarlarının çıkacak kadar ağrısını yaşarsın uzun süre insan bedeninde.
Belki hiç bitmiyor, her gözünü yumduğunda bir anı, bir resim ve bir yaşanan hortlayıp geliyor göz kapaklarının içerisine canını yakıyor, yüreğini sızlatıyor...
Uyumak öyle zor geliyor ki, yastığa başını koymak öyle can acıtıyor ki o günlerde, "bir güç diyorsun keşke beni hiç uyutmadan aylarca ayakta kalma taakatini verse" ve ben hiç uyumasam...
Gözlerimi hiç kapamasam. anılarla, yaşanmışlıklarla savaşmasam ve ben hep hayatın çarkları ile yaşanacakların arasında ezilsem...
Bu unutmak yada hatırlamak için değil, 'O' ölürken yaşadığın çaresizliğin acizliğinden.
Ölüm anında ki çaresizliği tarif etmek imkansız belki, çünkü birazcık inancı olan bunun önüne geçemeyeceğini, bir gün mutlaka yaşanacağını bilir ve o şekilde hareket eder ve susar kaderine boyun eğer.
Sonrası sonrası daha beter tabi, nedenler, niçinler, nasıllar beyinin kemirir durur.
Hiç bitmeyen sorgulamalar, bir ömür sürer taki sen aynı acıları arkanda kalanlara yaşatacağın ölüm anına kadar...
Hiç bitmez...
Önceki gün, değerli bir ağabeyim, bir meslek büyüğün olan Muammer Karadeli'de aynı acıları ailesine yaşatarak ayrıldı aramızdan...
İlk duyuduğum anda dış sesimin sustuğu, iç sesimin yükseldiği o anda, benimde aklımda direk anılar, acılar, paylaşımlar geldi...
Muammer abiyi çocuk yaşlarda tanıdım, babamla iyi birer arkadaştılar.
Kışın arabaşılar, yazın tatiller, bahar aylarında yaşanan gezmelerle ailecek samimiyetin ayuka çıktığı anlarla bildim onu.
Sonra bu mesleğe adım atmamı sağlayan kişi olarak saygı ve sevgi duydum.
İlk olarak o zaman sahibi olduğu Yeniufuk Gazetesi'nin kapısından girdiğimde karşıladı beni gülen gözlerle, onun gözlerindeki ışık azmetmeme ve benim bu mesleği önce kendim için sonrada Muammer abi için başarmam gerektiğine inandırdı. Nitekim öylede oldu 13 yıldır bu meslekte ekmek yiyorum.
Muammer abinin çabalarını hiç bir zaman unutmadan hemde, benim işi öğrenmem için iki elemanı birden işe alıp birine, "sen sadece Seda'ya mizampaj yapmayı öğreteceksin" dediği an daha dün gibi aklımda.
Ne zaman 'abi ben yapamıyorum, vazgeçtim gazeteci olmayacağım' diye pes edip yanına gitsem, gözlerindeki ışık çakmak çakmak olur ve 'hayır çabuk bilgisayarının, başına yapacaksın ve ben bu meslekte seni hep iyi yerlerde göreceğim, beni utandırma" der ve beni kovardı odasından.
Onun inancı ve benim çabalarımla 13 yıldır bu meslekteyim.
Ve Muammer abi beni ve daha binlerce kişiyi anılarla ırakıp, ebedi yolculuğuna çıktı...
Duaların ve hayır dileklerinin ayuka çıktığı cenazede bir çok dostu arkadaşı ve sevenlerinin boynunu büktü Muammer abi... Ne diyelim takdiri ilahi, ruhun şad mekanın cennet olsun meslek büyüğüm iyi gazeteci, kocaman yürekli insan Muammer Karadeli...