YAPILAN bir değerlendirmede, 'başta trafik olmak üzere tüm terör olaylarında yaşamını yitirenlerin, son yıllarda gıda terörü ile ölenlerin gerisinde kaldığı' ileri sürülüyor.. Ne kadar doğru?.. Bilemem.. Ama bilenen gerçek şu ki; gıda savaşında insanoğlu yenik düştü.. Hırsının ve daha çok kazanabilme arzularının zirve yapmasına bağlı olarak, sağlıklı, organik tarımsal üretimden vazgeçip, yapısıyla oynanmış gıda türlerini daha ucuza maledip, bir anlamda kendisinin imal ettiği bombanın üzerine oturup, 'ne olacak?' diye düşünmeye başladı...
Yozgat, Türkiye'nin önemli tarım bölgelerinden birisi.. Bir zamanlar çiftçi kendi ürettiği tarım ürününden önce tohumluk ayrır, daha sonra önce kendi ihtiyacını belirleyip, kalanını da pazara sunardı.. Şimdilerde çiftçinin 'tohumluk' derdi yok.. Hazırdan geliyor.. Ekeceği ürün neyse onu piyasadan alıyor, ürünü toplayıp, satıyor.. Çoğalmayan, birden fazla üremeyen ürünün ne kadar sağlıklı olabileceğini varın siz düşünün.. Olmaz..
Ürünler sağlıksız.. Sağlıksız ürünleri tüketiyoruz.. Tükettiğimiz ürünler sonucunda hastalıklardan kurtulamıyoruz.. Son yılların öne çıkan vebası.. Obezite, kalp-damar, kanser gibi sinsi olan, insan bedenini zaman içerisinde en zayıf noktasından yakalayıp, yok eden, çürüten hastalıklar.. Bu hastalıklar durduk yere hayatımıza girmedi.. Sağlıklı görünümlü, sağlıksız gıdaların artması sonucunda bugünlere geldik.. sağlıksız gıdaları tüketiyoruz.. Hastalanıyoruz.. Ölüyoruz...
Sağlık sektörü artık 'tedavi' edici özelliğini yitirip, 'şirket' konumuna geldi.. Yani, sağlık sektörünü 'pazar' haline getirdiler.. Dünün 'hasta/hasta yakını' şimdilerde, 'müşteri/müşterifinin kefili' olarak kabul görüyor.. Demem o ki; süper güçler, daha fazla kazanabilme adına her şeyi mübah görüyor.. Herkesi pazarın bir aktörü görmekle kalmıyor, alıcısı haline getiriyorlar.. Vahşileşiyorlar.. Vahşileştikçe daha fazlasını istiyorlar.. İstediklerini elde edebilmek için gereğini yapıyorlar...
Hani deriz ya, 'insanoğlu çiğ süt emmiş' diye.. İnsanlar, vadesi belli olsa da; rahatı.. daha çok para sahibi olmayı.. güçlü görünmeyi.. şöhreti.. Ve.. daha bir çok hırsı için kendi sağlığından, kendisinden olanların sağlığından vazgeçiyor.. Birilerinin daha çok kazanma hırsı ile hazırladıkları düzen içerisine girilinceye kadar, 'davulun sesi' misali, her şey hoş ve güzel görünüyor.. Düzen içerisine girildiğinde, kaybolup, gidiyorsunuz.. Farkına varmadan.. Düzenin parçası oluyorsunuz...
Bu konu uzun mevzu.. Ama kısa hatırlatmaların ardından, dün de bahsettiğim gibi Yozgat, bir servetin üzerinde oturuyor.. Bu servet sadece yeraltı zenginliklerimiz ve turizm ile sınırlı değil.. Yozgat, tarım sektörü açısından da bakir bir il.. Eğer Yozgat tarım sektöründe, hayvancılık sektöründe organik ürünlerin üretimini yapabilir, bunu pazara dönüştürülebilirse, dünyanın kısa ve uzun vadede en çok ihtiyaç duyduğu gıda pazarının merkezi olur/olacaktır...