Sıladan uzak kalmanın ne demek olduğunu
Ancak yaşayan bilir.
Toprağınızın kokusunu hissedersiniz burnunuzda,
Hatıralar, bir bir gözünüzde canlanır.
Hayal meyal çocukluğunuz gelir aklınıza,
Arkadaşlarınızı anarsınız,
Derin bir iç çekişiyle.
Küçük küçük kabahatleriniz,
Canlanınca zihninizde,
Bir gülümseme gelir yüzünüze.
Ah o günler,
Ah o mevsimler,
Ah o yıllar…
Diyesiniz tutar.
Geçmişinizin en tatlı anlarını,
Sılanızda yaşadığınızı düşünürsünüz.
Hem de bugün elinizde olanlardan,
O zamanlar,
Mahrum olmanıza rağmen.
Yemek yemek doymaktan ibaretti.
Bazen yavan ekmek,
Bazen bir çeşit yemek,
Tıka basa doyururdu.
Yokluk, yeterince etkilemezdi sanki.
Bir de özel anlar olurdu sılada,
Misafir geldi mi bir eve,
Bereketlenirdi her şey.
Tavuk kesmek bile,
Bir merasimdi adeta.
Önce tavuk yakalanacak,
Yatırılıp kesilecek,
Kaynar suya atıp,
Tüyleri gevşetilecek.
Sonra çıkarıp yolunacak,
Kaynar kazanda haşlanıp,
Kızgın tavada,
Tereyağda kızartılacak.
Karşınıza nar gibi kızarmış,
Kokusu tüm mahalleye yayılmış,
Bir lezzet abidesi çıkacak.
Şansınız varsa alırlardı sizi,
Misafirle birlikte sofraya.
Alınamazsanız bile,
Size verilirdi bir pay.
En azından bir lades kemiği,
Çıkardı nasibinize.
Haydi,
O tadı bulun şimdi kendinizde,
Anı oldu günler, artık dilinizde.