Her memleketin kendine has sokağı, çarşısı, yapısı ve mekanları vardır.
Toplumun değişik katmanlarının bir araya geldiği, buluştuğu veya tercih ettiği alanlar vardır. Aynı şehirde yaşayan insanların bir kısmı buraları bilmez, görmez hatta hiç uğramaz belki. Bundan dolayı hambal çay evi, kamyoncu lokantası, esnaf yemekçisi diye anılan yer ve mekan isimlerini duyarız hep.
Pazartesi yani dün haftanın ilk günü.
Öğle saati bir telaş ve hareketlilik.
Öğle yemeği vakti gelmiş herkes karın doyurma derdinde.
Yozgat küçük memleket olduğu için yer ve mekan isimleri vermek istemiyorum.
Boynu kravatlı ve saçı kısa ama itina ile taranmış bankacı-sigortacı tayfası yemeğe iniyor.
Restoranları tercih eden bu isimler mesai arkadaşları ile birlikte öğle yemeğini yiyerek, kredi kartlarıyla hesap ödüyor ve çıkarken ağızlarına karanfil atmayı da ihmal etmiyorlar.
Tikıt ve viza kartların geçerli olmadığı bizim ucuz köftecide ise ayrı bir hengame ve koşuşturma başlamış, aç karnımı doyurmak adına uzun süredir uğramadığım köfteci hamam misali adam kaynıyor.
Yer bulup, oturabilene aşk olsun.
Ayakta sıra bekleyenler var yer boşalsın diye.
Menüde iki adet yemek mevcut ya köfte, ya Adana…
En ucuzundan satılan bu iki yemeğin müdavimleri ise Tol Çarşı’nın çırakları, kalfa ve ustaları.
Sonra bizim amele vatandaşlar ve üç kuruşa beş köfte yemek isteyen lise öğrencileri.
Buralarda hep Yozgat’ın gariban ve parası az olan tayfası toplanır.
Bizimde lise dönemlerinde avucumuzda bozuk para saydığımız ve bir köfte ile bir ayran parasını denkleştirdiğimizde koşuverdiğimiz mekanlar buralar.
Mermer tezgahın önüne dizilmiş acıkan insanlar…
Garsonda sensin, müşteride sen.
Adisyon bilmeyen, peçete yerine pembe yağlı kağıt ile elini ve ağzını sildiğin mekanlar…
Buralar iyi ki varlar…
Buralardaki muhabbet ve sohbetleri seçkin restoranlarda yapmanız imkansızdır.
Yanımda iki genç var, birisi haylaz ve okuldan kaytaran lise öğrencisi, diğeri ortaokulda okuyan ve babası inşaatlarda çalışan bir öğrenci.
Oğluna 4 liraya köfte yediren baba kendisi yemek yemiyor.
Ya başka parası yok, yada karnı tok.
O, kazanda kaynayan ücretsiz çay ve sigaraya talim ediyor.
Haylaz öğrenci ortaokul öğrencisine hangi okulu kazanmak istediğini soruyor.
Abilik taslayarak nasihatlerde bulunmayı da ihmal etmiyor.
“Biz okuyamıyoruz sen oku koçum!” diyor.
Ortaokul öğrencisi hangi lisede okuduğunu sorduğunda bizim haylaz oğlan “Endüstriye devam sanayiye selam” diyerek geleceğini ve varabileceği noktayı aktarıveriyor.
Sonra nerelisin sorusuna verilen Musabaliliyim ve Akdağlıyım cevaplarıyla muhabbet devam ediyor.
Önüne gelen yüzde 75’i marul, yüzde 20’si soğan ve yüzde 5’lik kısmı da ekmek ve köfteden oluşan menüyle hem aç karınlar doyuyor, hem kanaat etme, az ile yetinme gibi kabiliyetler pekiştiriliyor.
Birde ustayı sıkıştırıp acele etmesini isteyen Tol Çarşı çırakları…
Onlarda tesisat yapmaya, boru tamir etmeye gideceklerini ve zamanlarının kısıtlı olduğunu dile getirerek, iyisinden pişmiş köfte ekmek istiyor.
Ustayla arası samimi olan “Torpilli olsun” demeyi ihmal etmiyor.