BAĞA girdim üzüme, diye başlar bir türkü. Ne vakit çalınsa kulağıma, o vakit gözümün önüne gelir Hülya Koçyiğit'in başrolünü oynadığı 'Gelin' filmi. Kare kare dizilir, Şekerpınar'dan Kırıklı bölgesine doğru giderken, meyve ağaçlarıyla çevrili üzüm bağları. Elinde sopası, belinde, içi boş tabanca kılıfı, 'buraların hakimi benim!' edasıyla, bıyıklarını kıvratarak dolaşan bekçisi. Şimdi hepsi battal olmakla kalmadı. Beton yığınları kapladı, boydan boya dağları, yuttu üzüm bağlarını...
Yozgat Valiliği, Türkiye'nin sofralık yaş üzümü üretimini yeniden gündeme taşımak üzere, Bozok Üniversitesi Ziraat Fakültesi ile ortaklaşa bir çalışma başlattı. Son gelinen noktada, organik üzüm bağı çubuklarının tanıtımı gerçekleştirildi. Yozgat Valisi Kemal Yurtnaç, Bozok Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Salih Karacabey, bağcılığın geliştirilmesi noktasında hazırlanan projenin, Yozgat ekonomisine ciddi katkı sağlayacağını, çiftçi için ek bir gelir olacağını söyledi...
Herkes bilir, 'umamıyorum ağam!..' diye bir söz vardır. Söylenenlerin, akıbetinden endişe duyulmasına yönelik olarak ifade edilir. Vali beyin, Rektör beyin niyetleri halis. Çalışmalar, atılan adımlar yerinde. Ama bu iş bürokrasinin uktesinde kalırsa. İşte o zaman 'vay babam vay...' demekten öteye gidemeyiz. 'Umamıyorum ağam' diye hayıflanırız. Ürtimin bir adım daha öteye taşınabilmesi için konuyu Ziraat Odaları'nın çiftçi birliklerinin, ilgili dernek ve odaların da sahiplenmesi gerekir...
Daha önce tarım sektöründe birden fazla deneme yapıldı. Ötesine taşınamadığı için, projeyi ortaya koyan bürokrat, il yönetici görev süresini doldurup, Yozgat'tan ayrıldığında, uygulamaya konulan projenin akibeti de meçhule karıştı. Şimdi o akıbeti muçhul olan projeleri sıralamaya kalkışsam, bana ayrılan bu köşe de, gazetenin sayfaları da yetmez. Okuyanların da sabrı o kadar dayanmaz. O nedenle 'es' geçiyor, asıl konuya odaklı devam etmekte yarar görüyorum...
Yozgat'ta üzüm bağlarının tesis edilip, battal edilmeden sinema filmlerine konu olması için, üretilenin işlenmesi, pazarlanması gerekir. Bunu kim yapacak? İşte bu noktada, biraz önce saymış olduğum sivil toplum kuruluşları devreye girecek. Yetiştirilen üzümü sadece sofraya koyarsak, sonu gelmez. Sofraya koyacağız. Pekmezini, çalmasını yapacağız. Kurutup, hoşaflık olarak piyasaya süreceğiz. İçeceğini yapacağız...
Yapmazsak ne olur? Verilen tüm emekler boşa gider. Harcanan paralar boşa gider. Bir heves olmaktan öteye gitmez. Onca emek verilerek dikilen, oluşturulan, tesis edilen üzüm bağlarında meşhur türküyü söylemek yerine, bağların battal olması nedeniyle İstanbul'a göç etmek zorunda kalan aileyi anlatan 'gelin' filmini izleriz...