16 Nisan ülkemiz için çok önemli bir tarih. Çünkü tüm Türkiye referandumda kendi vereceği oy ile ülkemiz adına önemli bir kararın altına imzasını atmış olacak. Birçok anayasal değişikliği kapsayan bu referandum için herkesin aklında bir soru işareti var. “Evet” mi demeli, “ Hayır” mı  demeli?..
Anayasa değişikliği birçok maddeyi kapsıyor ve yenilikler getiriyor. Özellikle bu değişiklikler Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini getirecek olması yönü ile de büyük önem arz ediyor. Mevcut durumda Cumhurbaşkanı vatan hainliği dışında işlediği hiçbir suçtan “sorumlu” değildir. Hatta vatana ihanetten yargılanabilmesi için de meclisin dörtte üçünün oyuna ihtiyaç var.
 “Gündem kısır çekişmelerle meşgul edilirken, millet birbirine düşürülüyor, hortumcular Türkiye'yi istediği gibi sömürüyorlar, hiçbir yatırım yapılmıyor, dış borçlarla kölelik seviyemiz arttırılıyor, millet yokluk ve yoksulluk batağına mahkûm ediliyor. Fikir ve vicdan hürriyeti baskı altına alınıyor, adalet mekanizması işlemez hale getiriliyor”. 
 “Rahmetli Adnan Menderes ve Turgut Özal da başkanlık sisteminden yanaydılar ama ikisi de suikaste  kurban gittiler. Bu fikri savunan herkes tek tek öldürüldü. Muhsin Yazıcıoğlu helikopteri düşürülüp katledildi. Rahmetli Recep Yazıcıoğlu, "Bu Sistem değişmeli"  dedi, suikaste kurban gitti. Bu gibi örnekler çoğaltılabilir. Neden öldürüldüler peki? Başkanlık sistemi neden daima şiddetle karşı çıkıldı?
Mustafa Kemal, devleti yöneten tek adamdı. İsmet İnönü mili şefti ve yine tek adamdı. Çok partili sisteme geçilmesi için baskı yapan Amerika, halen yürürlükte olan sistemi kuran akıldır. Milletin isteğini soran olmamıştı o günlerde.  Süleyman Demirel, Alparslan Türkeş, Necmettin Erbakan da Başkanlık Sistemi'nin savunucularındandı. Cumhurbaşkanlığı sisteminin getirilmek istenmesi bugünkü mevzu değil.  Bugün elimize, iyi değerlendirmemiz gereken büyük bir fırsat geçmiştir”. 
Hayır diyenleri “Meclise girmeye milletin oylarıyla hak kazanmış olan bir vekili sırf başı örtülü diye  kovan Bülent Ecevit gibi laikçiliği, Kemalistliği ağızlarına sakız etmiş ancak içini yerlilikten boşaltmış, dış mihrakların düşünceleriyle bezemiş olan sol zihniyettir. Oysa ki,  izinden gittiklerini iddia ettikleri Mustafa Kemal, bizatihi Başkanlık Sistemi ile idare etmiştir bu ülkeyi”… 
Bugün Cumhurbaşkanı ve Hükümet aynı eksende hareket edince, Türkiye, ekonomi, yatırım, gelişme, büyüme, istikrar ve dünya siyasi arenasında şahlanış yaşadı. Bu sefer de terörü başımıza bela ettiler. Ülkenin gelişmesinin önüne geçmek istediler. Terörle baş edilir, bitirilir bir şekilde ama bu sistem devam ederse, Yine eskiden olduğu gibi, Amerika'nın, İsrail'in, AB'nin istediği kişiler başa gelecek ve sistemi tıkayacaklardır.
Yine dış borçlar, yine yoksulluk, yine kölelik, yine baskılar, yine darbeler, yine yolsuzluklar, hortumlamalar, yine yozlaşma geri gelecek. Dışa bağımlılık, derin devlet ve Feto  gibi istismarcı terörist unsurları savunalar bizleri yönetecek. Zaman geçince ah, vah etmenin, pişman olmanın bir faydası olmayacak. Güçlü devlet ve güçlü  iradeli  için evet denmeli. Daha güçlü meclis için,  milli birlik ve mutabakat için evet denmeli; Kalkınmış gelişmiş bir Türkiye için evet denmeli; Vesayete  hayır, darbelere hayır, siyasi köleliğe hayır demek için evet denmeli. Kalkınmış ekonomide çağ atlamış ve gelecek çağlara damgamızı vurabilmek içine evet denmeli.  Güçlü bir Türkiye umudumuz için evet denmeli... 
İşin garibine bakın: Kim Hayır diyor? PKK- Terör örgütleri ısrarla “Hayır” diyor. Avrupa Birliğinin tamamı, ABD, Tüm sol örgütler ve Türkiye düşmanları” Hayır “ demek için birbirleriyle yarışıyor. Milliyetçi, mukaddesatçı ve vatansever dostlarımızın “ Hayır” inadını anlamak da zorlanıyoruz. Tarafımız belli olsun derseniz bu taraf garip bir taraftır! Sonuç mu? Milletin kararına hepimiz saygı duyacağız ve Allah’dan ülkemiz için  en hayırlısını talep edeceğiz. Bölmeden kırmadan ötekileştirmeden ve saygı içinde kalarak oyumuzu kullanacağız.