Bir şeylerin bekçiliğini yapmayı, oldum olası sevmedim, sevemedim...
Zira size emanet edilen her ne ise, ''Korumak'' ve ''Kollamakla'' mükellefsiniz. Üzerinde herhangi bir tasarrufta bulunma şansınız yoktur, korumaya yönelik olan dışında.
Kaba, uçuk bir örnek ama olsun...
Birisi size çanta dolusu para emanet etti. Çanta içerisindeki paranın ne kadar olduğu bilmiyorsunuz. Çantayı açamazsınız. Açtığınız zaman emanete ihanet etmiş olursunuz. Aradan yıllar geçer, emaneti sahibine teslim edersiniz. Çanta açılır. Çanta içerisindeki paraların değerinin sıfırlandığını görürsünüz.
İşte o zaman ''Keşkeler'' başlar, dizinize vurursunuz ama elden bir şey gelmez.
O nedenle ''Emanetçi' olmak yerine mirasçı olmayı tercih ediyorum...
Zira, para örneğinde olduğu gibi, ''Emanet'' olarak değil, ''Miras'' olarak o para bırakılmış olsaydı, her ne kadar tamamını kaybetme ihtimali olsa da, değerlendirip, güncelliğini korumasını sağlama imkanı da vardır.
''Miras'' sahiplenme duygusunu beraberinde getirir.
Böyle bir girizgahtan sonra asıl konuya gelmek istiyorum.
Yozgat insanı olarak bizler hemen, hemen her konuda ''Emanetçi'' gibi davranıyoruz, ''Sahiplenme'' duygumuzu bir türlü öne çıkartamıyoruz. Bundan da sürekli olarak zarar görüyoruz, görmeye de devam ediyoruz.
Bugün Yozgat'ta en fazla tüketilen ürün nedir?...
Birden fazlası sıralanabilir...
Örnek vermek gerekirse, diyelim ki ekmeklik un...
Veya doğalgaz kombisi...
Bunların hepsi dışardan geliyor, Yozgat dışından...
Birileri çıkıp, Yozgat'ta un fabrikası veya doğalgaz kombi tesisi kursa, dışardan getirilenden daha kaliteli ve ucuz olsa dahi burada üretileni değil, dışardan getirileni tercih ediyoruz.
Sahiplenmiyoruz, sahip çıkmıyoruz...
Çoğu zaman destek olmadığımız gibi ''Köstek'' olduğumuzda oluyor.
Sahip çıkmadığımız için kimse yatırım yapmıyor, kaçıyor, korkuyor.
Sonra da işsizlikten, geçinemediğimizden dem vuruyoruz.
Siz olsanız, herhangi bir alanda yatırım yapmak için Yozgat'a gelseniz, bir iki görüşme yapsanız, her gittiğiniz yerde Yozgat'ta üretilen ürünler yerine, dışardan getirilip satılan ürünlerin tercih edildiği gerçeğini gözlemlerseniz, yatırım yapar mısınız?...
Ben yapmam...
Çünkü, daha ilk günden, ilk izlenimden itibaren yalnızlığın kucağına itilmiş gibi hissederim...
Öyle olduğu için de Yozgat'a yatırımcıyı ''Nazlı'' getiriyoruz...
Aslında ''getiremiyoruz'' demek, daha doğru olur...
Yozgat'a hasbelkader gelip, işletme kuranlar bile fırsatını bulup kaçıp, gitti...
Çünkü hepsi kendisini yalnız hissetti, yalnız bırakıldı, yalnız kaldı...
''Yalnızları'' oynayanlar, yatırım yapmaktan korktu, yapanlar ''Ne zaman gideceğim!'' düşüncesiyle fırsat kolladı, kollamaya da devam ediyor.
Yozgat insanı olarak biz kimseye zarar vermiyoruz, kendimizden başka...
Sorgun'da serada domates yetiştiriliyor, Mersin'de yetiştirilen sera domatesini tercih ediyoruz...
Mersin'de yetiştirilen sera ürününün ne olduğunu bilmiyoruz, üstelik üzerine nakliye bedeli biniyor ama olsun, tercihimizi oradan yana kullanıyoruz...
Sorgun'daki domates serası tesislerini kabullenemiyoruz, sahiplenemiyoruz...
''Kıskanıyoruz!'' diyeceğim ama, kıskanan insan daha iyisini, daha güzelini yapabilmek için mücadele eder, çalışır. Öyle bir şey yapmadığımıza göre, o zaman ''Kıskançlıktan'' kaynaklanan bir durum değil bu...
Sera tesislerinin geliştirilmesini, büyümesini, sahiplerinin para kazanmasını istemiyoruz.
İstemediğimiz o değil...
Biz kendimiz kazanmak istemiyoruz...
Gelişmekten korkuyoruz...