Uzaktan duyumlar, olumsuz imajlar, sosyal ve siyasi sorunlar farklı bölgelerde dedikoduya dönüşünce insanlar arasındaki muhabbet azalıyor, sempati antipatiye dönüşüyor, soğuk bakışlarda araya girince maalisef aynı vatanın insanları olduğumuz halde birbirimizle el aleme dönüşüyoruz.
Askerlik çağım gelene kadar Yozgat’ın batısındaki iller haricinde doğudan hiçbir şehri görmemiştim. Acımasız törelerin hüküm sürdüğü, ağır gelenekleri olan, hukuka uyumsuz, bizle anlaşmakta güçlük çeken insanlar zannederdim. Aklıma gelmedikleri gibi, sevgi dünyamın kapsamı alanında da değillerdi.
Asker olmuştum. Diyarbakır Çüngüş ilçesine görevlendirilmiştim. Görünürde çok kötü bir şanstı. Milletin askerliği deniz kenarlarına, ormanlık şehirlere çıkarken, ben Çüngüş’e, dağa, tepeye gidiyordum.
Diyarbakır’dan Çüngüş minibüsüne bindim. Fakir görüntülü, gariban insanlar vardı minibüste. Soranlara asker olduğumu, Çüngüş’e gittiğimi söyledim. Eylül ayının ayazlı bir günüydü. Benim üzerimde tişört vardı. Yaşlı bir teyze bana “Üşümüyormusun yavrum, hastalanırsan annen, baban memleketinizde uyuyamaz” dedi ve pardesüsünü verdi. Minibüsteki adamlar Çüngüş’ün daha soğuk olduğunu, sıkı giyinmemi öğütlüyorlardı. Hepsininde sıcak ve tertemiz yürekleri gözüküyordu. Ordan biri bana ısrarla ekmek ve domates verdi. Ye oğlum, askersin, acıkmışsındır dedi. Allahım, adamların yüzüne ve davranışlarına baktıkça ruhum ısınıyordu.
Çüngüş’te askerlik görevim başladı. Çarşı devriyesine çıkıyorduk, köylere göreve gidiyorduk. Açık alanlarda arazi taraması yapıyorduk. Kime varsak, kimle karşılaşsak, esnafından köylüsüne, çobanından çiftçisine hepsi can-ı gönülden sofrasına buyur ediyor, herkes çocuklarıymışız gibi karşılıyordu. Kavgasız, gürültüsüz, sevginin, saygının, hürmetin ve tevazunun hakim olduğu yürek sıcaklığında bir memleketti.
Bağlarında tahminim kınalı yapıncak cinsi çok leziz üzümleri vardı. Tarım alanları kısıtlı olmasına rağmen, yetiştirdikleri rayihalı bahçe sebzeleri, ballı meyveleri ve temiz suları vardı. Ama hep söyleyeceğim dost gönüllü, himaye edici bakışlarını, cömert ikramları eşliğince güler yüzlü ağırlamalarını hep yüreğimin derinliklerinde gizliyorum.
Bazen ufak-tefek adli suçlarla Karakola gelen insanların karşısına çıkmak, eksilerini görmek beni mahcup ediyordu. Onlara utanmasınlar diye gözükmemeye çalışırdım. Çünkü hepside birbirinden uyumlu, kibar, görgülü ve adaletli insanlardı. Onların hiç biri kesinlikle adli vakaya maruz kalmamalıydı. Benim içimden geçen hep buydu.
Gerçektende suçun en az olduğu, herkesin birbirinin canına, malına, namusuna, mülkiyet hakkına, aile yapısına ve her türlü kazanımına saygısı yüksek, itaati mükemmel, onurlu omurgalı insanların yaşadığı yerdi Çüngüş.
Askerliğim bitti. Sene 1989 yılı. Bu güzel insanlarla vedalaştım ve ayrıldım. 15 ay gibi dağını, tepesini, köyünü, ovasını, her tarafını gezdiğim, gönlümün zirvesine yerleşmiş bir çok insanını tandığım, bu değerlerden ayrılmıştım artık.
Ben Dünyanın bir çok ülkesini gezdim. Ülkemizin hemen hemen her şehrini gördüm. Televizyonlarda, radyolarda, gazetelerde fizik, matematik, tarih, edebiyat, coğrafya, fen bilimleri gibi dallarda bir çok genel kültür bilgi yarışması kazandım. Okumayı çok seven bir insanım. Program sunuculuğuda yaptığım için değişik coğrafyalarda, farklı statülerde binlerce insan gördüm. Ama Çüngüşlüler kadar güzel gönüllü, misafirperver, nezaket ve zarafet sahibi, görgülü insanlar görmedim.
Acaba Çüngüş yine öyle güzel insanlarla dolumu. Yine o albenili bağları, bahçeleri, sokakları, dağları, ovaları tertemiz ve yerindemi. Yamaçlara teraslanmış kendine özgü mimarisiyle otantik yapısını koruyormu. Gökçepelit, Akbaşak, Karakaya, Oyuklu, Kaynakköy, Aktaş, Hindibaba, Koçören, Albayrak, İbikkaya, Keleşevleri, Arpadere, Yeniköy, Aydınlı, Yaygınkonak, Türkmen, Balcılar, Çataldut, Avut, Değirmensuyu, Geçitköy, Deveboynu, Elmadere, Atalar, Handere, Külbastı, Üçpınar, Yazyağmuru, Malkaya, Ormançayı, Polatuşağı,( Hele Polatuşağı Köyünde bir dağ altından çıkan buz gibi sular vardı. Orda Köylüler yoğurt, süt ve bozulacak ürünlerini muhafaza eder, buzdolabı gibi kullanırlardı. Bize Yaşlı bir teyzeyle amca yoğurt ikram etmişti. Nerde ne zaman bir yoğurt görsem ilk söylediğim Polatuşağındaki o yoğurtu hatırlar ve anlatırım). Seferuşağı, Sağtepe, Çaybaşı, Çınarköy, Yenice ve Güneydere köyleri yine öyle misafirperver ve sıcak yürekli insanlarla dolumu. Çüngüş’ün sokaklarında yürümeyi, köylerini gezmeyi, Karakaya Barajında filitre içine ekmek koyarak balık tutmayı, tertemiz havasını solumayı, sıcak insanlarıyla selamlaşmayı çok özledim.
Yıllardır içimde bir özlem, görmeyi arzuladığım eşsiz insanların diyarı, ülkemizin Afrikası ama gönlümün Parisi Çüngüş…. Siz dünya iyisi vefalı ve görgülü insanlarınızla, mütevazi sofralarınızdaki cömert paylaşımlarınız, kol-kanat gererek gösterdiğiniz konukseverlik, has karakteriniz ve dost gönüllerinizle her zaman yüreğimde bir parça olacaksınız.
Varolun ülkemizin yüz akı, onurlu ve yiğit Çüngüşlüler. Varolun çalışkan, üretken, bilgili ve dürüst insanların mekanı. Siz güzellikler üretmeye devam ettikçe kazanan hep Diyarbakır ve Türkiyemiz olacak, bizde hep adınızla övünüp, gururlanacağız. Ahirete intikal eden büyüklerinize Allahtan rahmet, yaşayan birbirinden kıymetli pırlanta kalpli insanlarınıza sağlık, mutluluk ve uzun ömürler diliyorum. Milli ve manevi değerlerine, hemşehri kimliğine özünden samimice bağlı örnek kişilikteki saygılı çocuklarınızın, layık oldukları en yüksek makamlara gelmesi temennilerimle sonsuz sevgi ve muhabbetlerimi sunuyorum.