Bugünlerde duygu yoğunluğumun sebebini bir türlü anlayamasamda içimde kopan fırtınalar, Yozgat'ın ayazı ile birleşip kasıp kavuruyor beni, yüreğimi...
Ne kadar da sakin olmaya, bir şeyleri üstün körü geçmeye çalışsam da engel olamıyor ve sessiz kalıyorum.
İsyanımı dile getirmek, hatta avazım çıktığı kadar bağırmak isterken avazım çıktığı kadar susuyorum bugünlerde...
Oysa her kar yağdığında ve Yozgat beyaz örtüsünü büründüğünde o kadar mutlu olurdum ki, hiç değilse bu beyazlık bir çok karanlığı ve kötülüğü kapatırdı gözümde...
Şimdi ise herşey yani her karanlık ve kötülük daha da gözüme batıyor bembeyaz Yozgat'ın içinde...
Her birinin kirli ve maskeli yüzleri daha çok sırıtıyor yüzüme...
Yazık biz nasıl bu hale geldik, el birliği ile insanlığımızı nasıl öldürdük bilemiyorum ama diliyorum, 2013 ile herşey daha güzel olsun...
Dedim ya duygusalım bu aralar, hatta öyle ki nasılsın diyene sarılıp ağlayasım var...
Ağlamak çözüm olsa, keşke de ağlasam ama yok eminim olmayacak sadece anlık rahatlama yaşatacak bana... Sonra da ağır ve şiddetli baş ağrısı...
Bu yüzden ağlamak yerine savaşmak daha mantıklı geliyor bana...
İşte bu duygu ve düşüncelerle çok sevdiğim arkadaşım, dostum Cihangir Taşdemir ile dertleşirken bana çok dikkatimi çeken bir cümle söyledi, 'Üzülme, dünya başka bir gezegenin cehennemi ve biz büyük bir günah işledik ki burdayız...Bizimde cezamız elbet bitecek' çok düşündürücü bu sözün ardından da bir köşe yazısı attı mailime, gerçekten duygu yüklü bu köşe yazısının beni etkilediği kadar sizide etkileyeceğini düşünüyorum, daha önce defalarca okumuştum ama bugün ki kadar hazzına varamamışım kelimelerin bu yüzden sizinle paylaşmak istedim...
İşte o yazı...
Bir kadını ağlatmadan önce güneş kadar görkemli yüreğinin sıcaklığını hissetenizi sağlamak istedim. Belki de...
Evet Yılmaz Erdoğan’ın kaleme aldığı ve yüreğimde kara kara bulutların dolaştığını hissettiğimde okuduğum bu yazıyı, bu gün sizlerle paylaşmak istedim...
Bir kadını ağlatmak çok zor değildir aslında. Kadınlar her şeye ağlayabilir; bir filme, bir şarkıya, bir yazıya..
En az erkekler kadar yani! Ama bir kadını yürekten ağlatmak zordur.
Eğer bir kadın yürekten ağlıyorsa, ağlatan onun yüreğine ulaşmış demektir. Ama o yüreğin değerini bilememiş olacak ki ağlatan, gözünü bile kırpmadan teker teker batırır iğnelerini yüreğe!
İşte o zaman koca bir yumruk gelir oturur boğazına kadının.
Yutkunamaz, nefes alamaz; çünkü o koca yumruk canını çok acıtır.
Gözleri buğulanır kadının sonra.
Ağlamayacağım, der içinden.
Ama engel olamaz işte. Çünkü yüreğine ulaşmıştır birileri ve iğneler saplamaktadır.. Bu acıya ne kadar karşı koyabilir ki bir kadın.
 İnce ince süzülür yaşlar gözünden; önce birkaç damla, sonra bir yağmur seli… Ve kadın ağlar; hem de çok!
Sanmayın ki gidene ağlar kadın! Gidenin giderken koparttığı yerdir onu ağlatan, orada bıraktığı yaradır.
O yaranın hiç kapanmayacağını, kapansa bile izinin kalacağını bilir kadın; o yüzden ağlar. Ama bilir misiniz, ağlamak kadınları olgunlaştırır. Her damla, daha çok kadın yapar kadınları.
Her damla bir derstir çünkü. Bazen kadınlar ağladığında çoğu insan,ağlama niye ağlıyorsun ki, değmez onun için derler.
Bilmediklerindendir böyle demeleri. Çünkü yürekleri acıyan kadınlar ağlamazlarsa, ölürler.
İçlerindeki zehirdir onları öldüren!
Ağlayarak o zehirden kurtulur kadınlar, o irini temizlerler yaralarındaki!
Çünkü bilirler, o irin temizlenmezse iltihaba dönüşür yaraları.Dönüşmemesi lazımdır oysa. O yüzden de bolca ağlarlar. Zaman geçer sonra.
Kadınlar kendilerine sarılmayı öğrenirler. Umarım öğrenirler, yoksa ruhlar sapkın yollara çarpar kendini. Sapan ruhların doğru yolu bulması da yeni acılar demektir. Bunu bilir kadınlar, o yüzden eninde sonunda öğrenirler kendilerine sarılmayı…
Çok ağlayan kadınlar, bir çok şeyden vazgeçen kadınlardır aslında. Her damla olgunlaştırır kadınları evet ama olgunlaştıkça o safça inandıkları aşk gerçeği onların gözünde küçülür.
Küçüldükçe değerini yitirir ve işte o zaman kendilerine sarılıp, yeni bir kadın yaratırlar kendilerinden. Güçlü, yenilmez, mağrur ve aşka inanmayan…
İnsanlar soruyorlar çoğu zaman neden bu kadar çok bekar kadın var diye; hepsi kariyer derdinde olan.
Çünkü inançlarını yitirdi o kadınlar.
Zamanında yüreklerine o kadar çok iğne saplandı ki, o kadar çok ağladılar ki!
Artık kendilerinden başka bir doğru olmadığına inanıyorlar, o yüzden kendilerine sarılıyorlar.
Çünkü biliyorlar ki sarıldıkları adamlar onları hak etmedi; hem de hiçbir zaman!
Hep bir çıkarları oldu sarıldıkları adamların.
E o zaman niye sarılsınlar ki! Niye sarılalım ki!
Etrafınızda yürekten ağlayan bir kadın varsa bilin ki olgunlaşıyordur.
Bilin ki, gerçekleri kabul etmeye başlamıştır.
Bilin ki, artık aşkın olmadığına inanmıştır.
Bilin ki, sarılacak tek bir doğrusu kalmıştır.
O da kim, ne diye sormayın artık.
Çok ağlayan kadınlar, eninde sonunda kendilerine sarılırlar çünkü!
Yılmaz Erdoğan