Yozgat iki gündür üşüyor, hava buz gibi titriyoruz. Netten bir kış manzarası paylaştım, altına da “Yozgat donuyor, üşüyoruz, titriyoruz” yazdım. Gurbetteki bir hemşerimiz not düşmüş, “Soğuğuna da gurban olurum Yozgat’ın!” bir hayli güldüm bu hemşerimizin notuna.
Tamam, soğuğuna da, sıcağına da elhamdülillah buna itirazım yok. Hatta kötü hava koşulları diyenlere de kızıyorum. Kış kışlığını bilecek yaz da yazlığını. Arabistan’ın sıcağında kavrulurken “Vay gurban olduğum Yozgat serin serin esen buz gibi havasını özledik” derdik.
Rabbim, soğuğunu da sıcağını da insanın tahammül gücüne göre yaratmış. Yeter ki tedbir alınsın. Kışa da, yaza da hazırlıklı başlayasınız. Anlatmak istediğim sorun bu değil. Sorun kışa hazır olmakla ilgili.
Devlet baba kömür dağıtıyor. Buna kızanlar bile var. Allah aşkına bırakın dağıtsın. Dağıtsın da ihtiyaç sahiplerine ulaştırsın. İhtiyaç sahibi olmayan zevatlar işi sulandırmasın, fakir-fukaranın hakkına göz dikmesin, bunun vebalini ödeyemez.
Devletin dağıttığı odunu kömürü fakire fukaraya ulaştırmada biz de yardımcı olalım. Amaç dışı kullananlar varsa hep birlikte engel olalım. İhtiyaç sahibi olup faydalanamayanlar varsa onların da ellerinden tutalım. İlgililerle biz götürelim. Her konuyu sulandıran, üç beş dengesize meydanı boş bırakmayalım.
Her konuda işi sulandıran, amacından çıkaran menfaatçi, kendine ve topluma saygısı olmayan insanlar çıkıyor. İyi niyetle başlanan çalışmaları bloke ediyorlar. İş amacından, çığırından çıkıp gidiyor. Sonra toplumda bir güvensizlik, itimatsızlık başlıyor.
Böyle bir girişten sonra konumuza dönelim. Çevremizden, komşularımızdan, mahallemizden haberimiz olmalı. Kapıları kapatıp, çevreye duyarsız kalınmamalı. Batılılaşırken ne yazık ki, kültürümüzü de batılılaştırmaya başladık. O, insani, yardımsever, herkese kucak açan müşfik Türk toplumu gitti, yerini yabancılaşmış, hatta yozlaşmış bir Türk toplumu geldi.
İyilikte yarışmadığımız gibi kötülüklerle de mücadele etmiyoruz. Vurdumduymaz, nemelazımcı, boş vermiş bir topluma dönüştük. Ona sitem ediyoruz. Diyeceksiniz ki ne alakası var?
Eee! Üç gündür hava buz gibi donuyoruz dedik. Allah aşkına söyleyin kaçınız komsularını gezdi? Mahallesini sorup soruşturdu? Biz ısınıyoruz ya, komşularımızdan ısınamayan, odunu kömürü olmayan var mı diye dolaşan, araştıran kaç kişimiz var?
Bu uzun soğuk gecelerde sobasına iki odun, bir kova kömür dökemeyen aileler var da, kış gecelerini yorganın altında titreyerek geçiriyorlarsa insan olarak, komşuları olarak bizler utanç duymaz mıyız? Sordunuz mu? Araştırdınız mı? Böyle insanlar yok mu çevrenizde?
Ben var olduğunu düşünüyorum. Gerçekten muhtaçlar, çaresizler var. Ve bunların bir kısmı da derdini kimselere anlatmak istemiyor. Devlet babanın sahip çıkmasına mutlu olanlardan biriyim. Çalışsın canım, iş bulsun sözüne diyeceğim yok ama çaresiz insanların varlığını da unutmamak gerekir.
Sürücü kursundayım, oradan biliyorum. Bir altımızda İmam-Hatip Lisesi Mezunları Vakfı var. Vakfın yöneticilerinden Allah bin kez razı olsun, Ahmet Hocam gibi kıymetli yöneticileri, Osman Bey gibi fedakâr insanları fakire-fukaraya sahip çıkıyorlar. Vakfa gelip kapısında ağlayan, sızlayan çok hanım kardeşimi gördüm. Elektriğimi yatıramadım, su borcunu ödeyemedim, ilacımız alamadım, çocuklarım aç-susuz diyenleri… Herhalde bunların hepsi rol yapmıyorlardır?
Evet, “yüreğim titriyor” diyerek başlamıştım. Konuyu dağıttığımın farkındayım. Yüreğinizi sızlatan o kadar olay var ki Yozgat’ta. Duyabilenlere selam olsun. Ben birçoğuna şahit oldum, oluyorum da. Kadınların gelip, yetkililerin kapısında ağladıklarını çok gördüm. Bunların hepsinin de rol yaptıklarını düşünmüyorum.
Yuvanız sıcak, odanız rahat, ekmeğiniz aşınız da var elhamdülillah. Ama yuvası soğuk, odası mutsuz-huzursuz, ekmeği-aşı da olmayan aileler varda, biz bunlardan habersiz yaşıyorsak vay gele halimize. Benim yüreğim sızlıyor, keşke sizin de yüreğiniz sızlıyor olsa, birlikte buluruz çözümü, çaresini…