YOZGAT'ın sahipsizliğinden dem vurmaktayız. 'Yozgat'ın sahibi yok!' diye dizlerimize vurmaktayız. Ama bu Yozgat'a kim nasıl sahip çıkacak? O konuda bir fikrimiz bulunmuyor. Sadece Yozgat'a birilerinin sahip çıkması talebimizi her fırsatta yenilemeyi tercih ediyoruz...
Yozgat'a, Yozgatlıya sen sahip çıkmazsan, ben sahip çıkmazsam kim sahip çıkar? Türkiye'nin ilk gazetecisi Agah Efendi. Dünya kabul etmiş, biz kim olduğunu bilmiyoruz. Abbas Sayar'a, Nida Tüfekçi'ye birer 'kulp' takmış, sahiplenmiyoruz. Hüzn-i Babayı, Kaymakam Kemal Beyi, Celal Atik'i, Fenni'yi. Dahası da var. Hepsini unutmuşuz, düne havale etmişiz. Bir gün biz de dün olacağımızı unutmuş bir tavırla geçinip gidiyoruz. Kendimize birer 'günah keçisi' bulma hayalimizi her daim diri tutuyoruz. Tutmaktayız...
Halbuki bu saydığım veya aklıma ilk etapta getiremeyip, sayamadığım bizim atalarımıza olan sevgimizi, saygımızı, yalan da olsa bir araya gelip yansıtabilsek, işte o zaman bir güç olduğumuzu da göstermiş olacağız. Gösterdiğimiz zaman, söz ile yetinmeyip, verilen sözün hayata geçirilmiş olduğuna da şahit olacağız. Ama bunu yapmıyoruz, yapamıyoruz. Sonrasında da 'Yozgat sahipsiz!' diye naralar atıp, dizlerimizi vurmaktan kızartıyoruz. Bu gidişatın artık noktalanması gerekir...
Abbas Sayar'ı anmayı unuttuk mu? Yoksa öylemi gerekti bilemiyorum. Nida Tüfekçi'yi de unuttuk. Diğerlerini zaten hiç aklımıza bile getirmiyoruz. Neşet Ertaş'ı Kırşehir'e kaptırdık. Gelin bu gidişata bir nokta koyalım. Bir gün belirleyelim. Yozgat'ın tarihine, kültürüne, ekonomisine, sosyal yaşamına damga vuranları, buradan çıkan sanatçıları, bilim, ilim adamlarını 'anma' etkinliği yapalım. Sahip çıkalım, devamı gelecektir...