Dostlarını yanında, düşmanlarını ise her zaman karşında, görebileceğin bir yerde olmasına özen göstermelisin. Arkanı dönersen, ''Merak etme arkandayım'' diye seni öne süren dostuyun başı dara geldiğinde, arkadan itip yere düşürür, seni köprü niyetine kullanıp, üzerine basıp, geçer. Düşmanın ise ilk fırsatta hançeri sırtının ortasına saplar. Düşmanın hançeri pek acıtmaz ama dostun fiskesi insanoğlunu yıkar, yakar, kül eder...
''Nereden çıktı şimdi bu?'' sorusunu yöneltenler olacaktır. Ama siyaset sahnesinde davulun sesi ''Tın'' diye duyulmaya başlandığı günden itibaren, yaşananları, gördüklerimizi, duyduklarımızı başka türlü izah etmenin mümkün olmadığını düşünüyorum...
Sadece Yozgat siyasetinde değil, ülke siyasetinde de yaşanılanları takip ettiğimizde, Mart ayının son pazar gününde yapılacak seçimlerin sonucunun hiç de iç açıcı olmadığını söylemek mümkün. Zira, olaylar öylesine birbirine karıştı ki; At izinin İt izine karışmasına alışmıştık, karışan izlerin hangisinin kime ait olduğunu anlamak için uzman olmak bile nafile gibi geliyor bana. Yaşananları izlerken, bazen bu günleri bile arayacağımızın sinyalleri veriliyor gibi...
İnternet sitelerine düşen görüntü ve ses kayıtlarının vahameti karşısında yaşadığımız şokları üzerimizden atamadan, birbiri ardına gücü elinde tutanların atmaya çalıştığı adımlar, düştüğümüz olumsuz havada hepimizi nefessiz bırakmaya yetiyor. Doğuruyu, yanlışı bir türlü ayırt edemez duruma geldiğimiz şu günlerde, herkesi yargılayıp, bir kefede yok etme düşüncesine bağlı atılan adımlar, yayınlanan ses ve görüntü kasetlerinin kime nasıl bir getiri sağlar bilemem ama gidişatın bu ülkeye, bu ülke insanına ciddi zararlar vereceği bir gerçek...
Aklıselim düşünmek yerine, yok etmeye yönelik operasyonel gelişmeler, atılan adımların yarattığı sıkıntılar, oluşturduğu olumsuzlukların, bunları yaratanlara şimdilik kaydı ile bir zararı olmayacaktır ama gelecek kısa ve uzun vadede görecekleri zararların da önüne geçemeyecekleri de bir gerçek olarak durmaktadır...
Yurtta olup, bitenleri görebilmek adına açtığımız her televizyon kanalının ayrı telden çalması, siyasi partilerin sözcüleri, yayın organları gibi hareket etmeleri, yönetim kadrosunda bulunanların birilerinin avukatı, sözcüsü gibi avazı çıktığınca bağrıyor olmalarının nedenini anlamak giderek zorlaşıyor, endişe veriyor...
Birilerine yaranma zorunluluğunda hissedenlerin açmış oldukları kapılardan birileri mutlaka girmeye çalışacaklardır. Bugün bir tv kanalının üst düzey yöneticisi aranıp, uyarılabiliyorsa bunun sorumluluğunu siyasetçiye değil, buna neden olan sektör içerisine sızmış, 'Gazetecilik' unvanı ile ödüllendirilmiş isimlere ait olması gerekir. ''Evet efendim'' ile başlayıp, ''Haklısınız efendim'' ile devam eden, durumu daha da ileriye götürerek, ''Siz en iyisini biliyor ve yapıyorsunuz'' noktasına taşıyanlar, beklentilerine karşılık bulamayınca, yukarıda söylemeye çalıştığım tavır takınmaktadır. Allah hepsini islah eylesin ki; gelecek kısa ve uzun vadede insanlara zarar vermesinler...