Bu ara bir Nevşehir, bir de İstanbul yolculuğu yaptık. Bir vesileyle Ankara ve Elazığ-Kayseri yolculuğuna da çıkmıştık. Uzun yol için artık sağlığımız müsaade etmiyor, onu anlamış olduk. Uzun yolculuk için de gençlik gerekiyormuş. Nerden mi anladık, yolculuğun sıkıcı, bunaltıcı havasından…
Öteden beri rahatsız olduğumuz bir konu vardı. Otobüste içilen sigaralar. Şükür bu sıkıntı halledildi. Sebep olanlardan Allah razı olsun. İkincisi dinlenme mekanlarındaki fiyat pahalılığı. Yemek yiyemezsiniz, çay elinizi yakar, tuvalet ücreti canınızı sıkar. Bir soygun havası tutturmuş gidiyorlar. Yol boylarını hiç mi denetleyen yok şaşıyorum. Burası dağ başı mı? Derseniz, sahiden de dağ başıdır. Son dönem yolculuklarımızda bir konu daha canımızı sıktı. Nedir mi bu? İzah edelim;
Artık motor eskidi, yağ yakıyor, bazen hava yapıyor, bazen de ayaklarımız şişiyor, yerimizde oturamaz oluyoruz. Ayağa kalkıp otobüs için yürüyüş yapacak olsanız, deli mi ne derler!.. Yerinizde kalsanız, bacaklarınızın ağrısından duramıyorsunuz. “Öp babayın elini”
İstanbul’dan dönüşümüzde otobüs şoförü uzun süre mola vermedi. Yerimde oturamaz oldum, sıkıntım had safhaya ulaştı. Buna bir de tuvalet sıkıntısı ilave edilince yolculuğum eziyete dönüştü. Yerköy şelinde bir yolcu inince kendimi aşağı attım. Muavine bekleyin geliyorum dedim. Tuvalete zor düşmüş, ayaklarım da bedenimi çekemez olmuştu.
Dönüşte muavin delikanlıya dedim ki, “Ya sizin mola vermek gibi bir alışkanlığını yok mu?” çocuk var, yaşlı var, kadın var, ne yapacak otobüse mi edecek? Garip garip yüzümüze bakıyor. Hayret edilecek bir anlayış. Üç beş saat mola vermeden yola devam. İyi de bu insanların hiç mi ihtiyaçları olmayacak?
Bir başka konuyu daha dile getirelim. Nevşehir’e gidiyorum, akşam namazını kılmışım, ama yatsı ezanı yolda okunacak. İnsaflı bir şoför çıksa da kısa bir mola verse, yatsı namazını kılsak diyorsunuz. Ne gezer adamların acelesi var. duran da yok, ihtiyacı soran da.
Bir başka yolculuğumuz geceye denk geliyor. Yatsıyı kılıp otobüse biniyoruz. Bu defa da sabah namazını kaçırıyoruz. Mübarekler sanki savaşa gidiyorlar. Durdukları mı var? efendim otobüste oturarak namazınız kılsanız diyecekler. İyi hoş da tuvalet ihtiyacınız var, abdest ihtiyacınız var. Nasıl olacak bu iş?
Savaşa mı gidiyorsunuz dedik de, yanlış mı dedik? Acelen ne şoför kardeş, sahi ecele mi gidiyorsun? Bu ne telaş, bu ne şiddet? Vakit aralarında 10-15 dakika dursanız, bir kısa mola verseniz iyi olmaz mı? Kul hakkı, kısa bir mola kimi işinden edecek yani?
Birileri diyebilir ki “Efendim sizin için koskoca otobüsü durduramazlar, evinize varınca kazasını yaparsınız!” Hayır efendim, mantıksız bir düşünce. Aceleniz yoksa, savaşa gitmiyorsanız, ölüm-kalım hadisesi değilse, durup ibadetinizi yapmanız gerekir. Herkesi günahınıza ortak edemezsiniz. Günahtır, vebaldir, kul hakkıdır bu!.. inanmışsa adam ibadetini yapacak.
Son bir konu; Bunu il dışından gelen yolcular dile getirdiler. Özelliklede yazmamızı rica ettiler. Yozgat’a gelen otobüs şoförlerini ve muavinleri çok kaba bulduklarını ifade ediyorlar. Bize göre de bu Yozgatlı bir şoföre yakışmaz! Tabii ki, bunların arasında bir şoföre yakışmaz! Tabiki, bunların arasında olmayan sürücüler-görevliler de vardır.
Bu benim kanıma dokunuyor. Yozgat’ın imajını düzeltme, ili tanıtma adına mücadele veriyor, çaba sarf ediyoruz. Ama bi düşüncesiz çıkıyor, koskoca şehri berbat ediyor, yanlış tanıtıyor.
Sonuç olarak diyelim ki, “Şoför amca sen bir şehrin dışa yansıyan yüzüsün, nolur biraz daha nezaket, biraz daha sabır, biraz daha dikkat…” otobüs içindeki insanlar sizin misafirinizdirler, misafire nasıl davranılması gerekiyorsa, siz de öyle davranmalısınız.