Memleketimde havalar sıcak şu sıralar.
    Yaz gelmedi diyenlerimiz şimdilerde azıcık sıcakta bunalıyor.
    Bunaltıcı sıcağın ardına biraz yağmur, fırtına kopsa 'Kış gitmedi memlekete' diye de hayıflanırız.
    Yani ne sıcağa, ne soğuğa tahammülümüz vardır.
    İnsanoğlu böyle işte, nefis neye doyar, neye doymaz belli değil?
    Azda olsa yazılarımı takip edenler bilirler, Yozgat'taki tekelleşmeden oldum olası şikayetçiyimdir.
    Köşe başını tutan ağa babalara bozgun, yol göstermeyen büyüklere kırgınımdır.
    Tavrım nettir ama, bu gün darda olmasam da bir günü düşünüp, bu günün darda olanlarının duygularını yansıtmada zerre kaygı duymam, ucu nereye dokunursa dokunsun.
    Bana değmeyen yılın bin yıl yaşamasın abiii….
    Yaşayacaksa da akıllı yaşasın.
    Memlekette havalar sıcak ama işler tam takır kuru bakır.
    İnsanımın belini büken yoksulluk, birde lüks yaşama kaygısıyla birleşince işler iyice zıvanadan çıkıyor.
    Eskiden ağrısız başım kaygısız aşımdı.
    Karın tokluğu, kışın sobada yakacak biraz odun kömür, yazın da çolukçocuk için alınacak birkaç küçük kıyafet kafiydi yaşamak adına.
    Ama şimdi şartlar çok farklı.
    En basitinden kullanılan telefon, en fukarasının cebinde.
    Olmasın mı, olsun elbette ihtiyaç.
    Ama yem istiyor mübarek ahırdaki besi misali.
    Kontörsüz çalışmıyor meret. Kontör yoksa da telefonun kötüsünü kullanmak pek adetimiz değil.
    Şartlar değişti dedik ya, dünün lüksü bu günün ihtiyacı oldu bir anda.
    Çocukların internet alışkanlığını durdurmak ne mümkün.
    Göz görmese de giden gidiyor internet kafelere.
    Bu gün sen vermezsen yarın başka yerden bulup buluşturacak. Belki de hırsızlık yapacak!
    Anne-baba ne yapsın?
    Eskiden olmayan bir lüks daha esir almış her yanımızı.
    Telefon, internetle kalmıyor elbette.
    İhtiyaçlar çocuklarla daha da artıyor.
    Şartları kendi elimizle zorlaştırdığımız dünyamızda evlilik bir dert, evlenip yuvayı yaşatmak daha büyük bir dert.
    Biz ona dertten ziyade sorumluluk da diyebiliriz ama, sorumluluklar yerine gelmeyince dertlerde pare pare oluyor yüreklerde.
    Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) boşanmaların ekonomik krizlerle arttığını tespit etmiş.
    Boşananlar arttığı gibi evlenmek isteyenlerin sayısı da azalmış.
    Ekonomik krizler nedeni ile evlenmek istemeyenlerin çoğaldığı illerden bir tanesi de Yozgat mış…
    Adam nasıl evlensin abi, hangi adeti, töreyi yerine getirsin.
    Bir küçük çeyrek 100 TL'yi geçmiş.
    İnsanlarda vicdan, insaf kalmamış… Bol keseden isteyen istiyor, adam düğün salonu mu tutsun, çeyiz mi aslın.
    Düğün demek her saniyesi para demek.
    Gençler artık evlenme gibi bir hayal kurmuyorlarsa sorunumuz giderek büyüyor demektir.
    Sıcak havanın giderek bunalttığı bir Yozgat'ta olumsuzluklardan bahsetmek insanı daha da sıkar.
    Derdim daha da bunaltmak değil ama gerçeklerden de kaçılmıyor ki!
    Yozgat'ta işsizlik bu yaz daha fazla olacak gibi.
    Almancı dediğimiz gurbetçi vatandaşlarımız da daha az gelmeye başladı ata topraklarına. Gelenler de tatil yörelerini seçiyor.
    Gurbetçiyle gelen döviz gitti,
    Üniversite öğrencisi, Polis Meslek Yüksek Okulu öğrencisi de gidecek.
    İnsanların bir bölümü tatil yörelerinde,
    Yozgat'ta ekonomi durdu duracak!
    Asgari ücretlinin her geçen gün açlığa terk edildiği bir Türkiye'nin Yozgat'ın da geleceğe dair umutlu konuşmak zor ötesi…
    İşsizlik boynunuza vurulan bir yaftaysa, bunu çıkarmak kolay olmuyor. İşi verenle alan arasındaki uçurumun hak ve adalet kavramlarından uzaklaştığı bir döneme doğru hızla yol alıyoruz.
    Ekmeğine saygılı olan taştan çıkarıyor rızkını azına bakmadan, Hayatın lüksüne hapsolmuşlar için ise ekmek davası adına ne söylesek boş. Görünen o ki önümüzdeki günler daha sıcak olacak.
    Allah sabır versin…