Çobanlar koyunlarını yazıda yabanda otlatırken bir misafiri gelince çam sakızı çoban armağanı dedikleri cinsten isli çaydanlıklarıyla bir çay demler, yine isli tencerelerine yufka ekmek doğrayarak taze süt sağıp ekmek aşı yapıp ikram ederlerdi. 
Ne yapacaksın son model porselen çaydanlıklarda mavi alevli ocaklarda pişmiş, kristal camlarla ikram edilen sosyete çaylarını. Kim bulabilir odun ateşinde pişmiş isli çaydanlığın çayının lezzetini.
Çay deyince aklıma önce bizim köylü Çoban Yusuf ÖCALAN ve Osman KIYAK’ın Göl dediğimiz mevkideki ikram ettikleri çayın lezzeti gelir aklıma. Sadece ve sadece bir demlikten ve iki bardağından ibaret olan teşkilatına naylon torbada taşıdığı bir avuç şekeri, bezden oluşan sofrada taşıdığı yufka ekmekler mevcuttu.. Normalde bakkal ekmeği dediğimiz ekmekten yarım ekmek dahi yiyebilen biri değilim ama kır şartlarında o ekmeğin üç katına çıkacak şekilde iştahım açılır. 
Eğriöz mevkilerinde dolaştıktan sonra Göl civarlarında karşılaştığımız Yusuf ve Osman abi bize çay ve yemek ikramında bulundular. Zaten doğaya aşık iki arkadaş olarak gezerken bu bizim için hiç reddedemeyeceğimiz bir ikramdı. Koyunlardan yarım tencereye yakın süt sağdık. 
Çevreden topladığımız odunlarla bir avuç samanı tutuşturup, taşlardan çevrelediğimiz ocağın üzerine koyduk. Yerimiz eşme başıydı. 
Su da boldu. Harika bir çay demlendi. Ekmekler pişen sütün üzerine doğrandı ve biraz şeker karıştırıldı. Kaşıklarla salladık amma bir soluk. 
Cenab-ı Allah’ın Her nimetlerin binlerce şükür. Lezzet sadece  yiyeceğin pişme kıvamı, damak zevkine göre seçimi değilmiş. Tabiat şartları ve ele geçen nimetlere katılan emek lezzetin ta kendisiymiş. Vefalı ve pastoral sohbetlerin ardından vedalaşıp ayrıldık. 
Hani bir canlıyı yaşadığı mekandan alıp da bir kafese veya bir bahçeye hapsedersin ya; İstediğin yiyecekleri ver, istediğin hijyenik ortamı sağla illaki özgürlüğünü ister. İşte bizlerde Yozgatımızın vefalı topraklarından ayrılmış, ekmek derdi ile Büyükşehirlerde hapsedilmiş birer kafes kuşuna benziyoruz. Ne ıssız mekanlarda avaz avaz türkü çağırabiliyoruz, ne lastik ayakkabılarımızla el içine çıkabiliyoruz, ne de istediğimiz zaman istediğimiz yere gidebiliyoruz. Memleket özlemi dedikleri şey bu olsa gerek..