Henüz İlkokula başlamamıştım Yozgat'a ilk geldiğim günlerde. Tol Çarşı'da Sobacılar aralığının bulunduğu bölgede ''Kelleci Necati'' olarak bilinen rahmetli Necati Uymaz'ın fırınında çalışan ağbeyimin yanına bıraktı rahmetli babam, kendi işlerini yapıp, daha sonra almak üzere ayrıldı...
Ağbeyim hazırlıklarını tamamladı, farklı puaça ve simitleri bir tepsinin üzerine istifleyip, üzerine bez örttü. Benim elimede bir üzerinde 5-6 simit takılı sopayı tutuşturup, ''Hadi bugün birlikte para kazanalım, sen de alış'' diyerek, yola koyulduk...
Şu zamanda ''Kentsel Dönüşüm'' projesinin ugulandığı eski Küçük Sanayi Sitesi'nin bulunduğu bölgede ''Abdullah'ın Bostan'' denilen boş alan vardı. Kenarından akan dere, derenin kenarlarında da ağaçlar vardı. Geniş gövdeli söğüt ağcının orta kısmı zamanla çürüyüp açılmış, ağbeyim de o bölgeyi ''Büfe'' gibi kullanıyordu...
Lise Caddesi'ne girdik, oldukça kalabalık olan caddede sonradan ''İnzibat'' olduğunu öğrendiğim resmi kıyafetli askerler, gençler dolaşıyor. Biz de hem simit satıp, hem de ilerliyorduk. İlk kez o gün görmüştüm, tepe üzerindeki Cephaneliği...
Hatırladığım kadarıyla ön kısmında yarı yıkık, sarı taştan yapılı baraka gibi uzun binalar vardı. Bu binaların arka kısmında ise, askeriyeye ait olan binek araçları bulunuyordu. Arkada duran 4 köşeli sarı taştan yapılı binanın etrafında nöbetçiler geziniyordu. Şimdiki Meteorolojinin bulunduğu yerin köşe kısmında ise bir kulübede sabit jandarma mevcuttu. Sonraki yıllarda o bölgede düzenleme yapılıp, eski binalar yıkıldı.Yerine tek katlı rütbeli askerler için lojmanlar yapıldı. Cephanelikteki nöbet tutma olayı ise, bölgenin devrine kadar devam etti.
Ağbeyimle birlikte giderken, ''Burası ne?'' diye yönelttiğim soruya ''Cephanelik!'' diye yanıt almıştım. Benim anlamadığımı anlamış olacak ki, izah etme ihtiyacı duydu. ''Asker amcalarının ellerindeki tüfekler, onların mermileri orada saklanıyor'' diyerek...
Aradan yıllar geçti, yakından hiç görebilme imkanım olmamıştı. Ta ki, askeriyeye ait çok katlı lojmanların yapıldığı döneme kadar. O zaman bile fotoğraf çekmek üzere komutanla birlikte gitmeme rağmen, sadece dışardan duvarına dokunabilmiştim. Fotoğraf çekmek istediğim de ise komutan engel olmuş, ''İzin almak gerek'' demişti. Pek anlam verememiştim. Zira binanın fotoğrafını tel örgüler dışından istediğim yerden rahatlıkla, uzaktan çekebilirdim. Bunu düşünürken, komutan ne düşündüğümü anlamışcasına, ''Buradan çekersen sıkıntı olur, tem örgülerin dışından istediğin yerden çekebilirsin, asker görüp, engel olmazsa!'' uyarısında bulundu...
Uzun yıllar içerisini merak etmeme rağmen, bir türlü giremediğim, uyarıyı dikkate almanın ötesinde, bilinçaltıma yerleştirmemden ötürü fotoğrafını uzaktan bile çekmekten çekindiğim cephaneliğe ilk kez dönemin garnizon komutanı ile girmiştim. Aradan yıllar geçti, birden fazla girdiğim Cephanelikte dün bir kez daha girdim, havam değişti...