Aslında aldığımız her nefes bir insanlık vesikası. Yaşama dair küçük sırları çözme adına küçük bir nefes çok şey anlatır, anlamak isteyene.
    Özellikle yoğun günlerde çok fazla düşünen bir insanımdır.
    Yolda yürürken etrafı gözlerim fırsat buldukça,
    Bazen düşüncelerin zihnimdeki ağırlığı göstermez oluyor göz önünde yaşananları. 
    Cumartesi günü akşamüzeri, yol aynı, cadde aynı, gök yüzü akşama çalışıyor.
SAKALINA AK, BELİNE HAYAT ÇÖKMÜŞ
    Bir çoğumuzun belki de aynı gün içinde birden fazla geçtiği yerdeyim.
    PTT önü…
    Her yıl bu mevsimlerde ortaya çıkan yaşlı bir amca var görmüşünüzdür.
    Dağlardan tek tek topladığı meyveleri köyünden Yozgat'a getirir,
    Dağda bedavadır ama emeği parayla ölçüşmeyecek kadar büyük.
        Sabahın ilk ışıkları ile açar tezgahını ki, akşamın ilk karanlığına kadar.
    Aslında kazandığı da çok değil haaa…
    Günde belki bir paket sigara parası. Belki o kadar dahi değil.
    Buna rağmen her gün özenle açıyor tezgahını.
    Şu sıralar cevizde koymuş sattıklarının arasına.
    Cumartesi akşamı tezgahını toplarken o cevizleri dizleri yerde, tek tek topladığına şahitlik ettim.
    Büyük bir sabır, büyük bir özveri, büyük bir hayat mücadelesi onun ki.
    Belki biraz yavaş, belki kazancı az ama sabır dolu.
    Beli bükülmüş, bastona düşmüş, ama umutlarını düşürmemiş bastona.
    Kim bilir belki ihtiyaçtan, belki de çalışma azim ve gayreti onu köyünden Yozgat'a getiren.
    Bu yaşta çalışır mı be ihtiyar, der gibi bakıyor gençler. 
    Dünyayı umursamayan bakışların arasında o hakikati yaşıyor sessiz sedasız.
    Verdiği emeğin karşılığını yarın, güneşin ilk ışıklarına kadar saklamak üzere topluyor.
DÜNYAYI BOYAYAN ÇOCUK…
    Cadde boyu insanlık dersinin bana göre en anlamlılarından.
    Kışın soğuğu, yazın sıcağı etkilemiyor onları.
    Bir gün baskülü elinde, bir gün boya sandığı.
    Ona hayat çocukluğunu unutturmuş gibi gözükse de unuttuğu bir şey yok aslında.
    Beton kaldırımda, kitabı önünde titreyen minik bedeni yüreğinde kim bilir ne hayaller doğuyor.
    O kendi dünyasını boyuyor her ayakkabıda, baskülüyle dünyayı tartıyor avuçlarına düşen her kuruşta.
    O bir çocuk aslında.
    Hayat tepsisi birçok akranına bol miktarda sunsa da şimdilik o hak ettiğini almanın savaşında.
    Savaş demek de yanlış aslında, savaşın kazanını olmazmış.
    Hayat savaşında nihayet bu dünyadan göçüp gitmek değil mi zaten.
    O da bu dünyadan göçüp gidecek ama hayat mücadelesi onu daha hazırlıklı, daha sağlam, daha dik bastıracak toprağa.
    Yozgat kaldırımında bir hayat dersi bu minik bedenden yansıyanlar.
    Kimine göre “yazık”, bana göre ise dik duruşun nişanesi.
GAZETE OKUYAN SİMİTÇİ…
    Her sabah işe gelirken karşılar beni.
    Bir çoğumuzun sabah kahvaltısını sunar aslında üzeri susamlı simitleri ile.
    Tam adresi mühim değil, caddenin bir yerinde, köşe başında işte…
    Ailesinin geçimini tek tek sattığı halka simitlerle kazanıyor.
    İğneyle kazıyor dünyayı, ne çıkarsa bahtına.
    Alın teriyle, helalinden kazanırken dünyasını, düşürmüyor elinden gazetesini.
    Gösterişli cahillere inat okuyor.
    Simidinden düşen susam taneleri kadar harfi bir araya getirip, dünyasına yeni hazineler kazandırıyor her sabah.
    Hayatı okumuş aslında…
    Ne gerek var okumaya. Bir çoğumuz gazetenin anlamını bilmezken o simitlerini saran gazeteyle dünyasını paketliyor...
AĞIZ DOLUSU PİSLİK
    Biraz sonra okuyacaklarınızı yüksek sesle telaffuz etmekten utanıyorum.
    Ama söylemeden, bir öz eleştiriyi yapmadan edemeyeceğim.
    Cadde boyu insanlığımız kadar cadde boyu pisliğimiz de var maalesef.
    O pisliğin adı küfür…
    İnsanın yüreğindeki merhamet, insanlık, güzellik adına var olan hayırlara yafta vuran küfür.
    Normal konuşma arasında dahi alayına küfreden bir toplumuz. Çoğumuz rahatsızız ama çoğumuz küfür ederiz nedense.
    Ağzımızdan çıkanı da çoğu zaman kulağımız duymaz.
    En yakınana namus bekçisi, sokaktakine küfürbaz.
    Böyle bir dünya kurmuşuz kendimize. Aslında küfrün en alası beyinde başlıyor, kalbe iniyor.
    Kalbe düşün küfür mührü güzellikleri örtüyor. O örtünün altında kalan insanlığı arayıp, bulacak cesareti olana helal olsun.
    Her gün gelip geçtiğimiz kaldırım üzerinde yaşananları yazsam bir kitap eder inanın.
    Hakikate dair hatırlamadıklarımız o kadar çok ki, çoğu zaman gözümüzün önünde yaşananları ve yaşayanları fark etmiyoruz.
    Bu gün de cadde boyu insanlıktan konuşalım istedim.
    Umarım sıkılmamışınızdır. Tozpembe hikayelerle donatmak isterdim şuan burayı ama olmuyor, beceremiyorum, affedin!