Yağmurların başladığı, güneşin yok olduğu simsiyah bir gökyüzünün kasavetini yaşadığımız bu günlerde istedimki yapmak isteyipte yapmadığınız birşeyler yapın...
Ve gökyüzünün içinizi karartmasına izin vermeyin.
Yine güzel bir hikaye, daha doğrusu deneme ile seslenmek istiyorum sizlere...
Yazarı kim bilmiyorum ama tek bildiğim, bu sabah hiç yapmadığım, denemediğim bir şey yapıp hayata inat, hayatın dişlilerine inat içimde yaşadığım olguları tek tek dışa vuracağım...
Umarım siz de bu yazıyı okuduktan sonra benimle aynı fikre sahip olup, hayatın kısa ve zevkli anlarını yaşarsınız, yaşamak için çaba sarfedersiniz...
Çünkü hayatta hiç bir atlanmışlık affetmiyor, yıllar yıllar sonra da olsa karşınıza çıkıyor ve sizi belkide geçen günlere yazık ettiğiniz fikrinin girdabına atıyor...
Belkiler, keşkeler ve hatta bazen yeterlerle savaşmaya başlatıyor.
Geç kalmadan, bu sabah kendiniz için bir şey yapın, bu yazının bütünü özümseyip, ne yapmak istediğinize karar verin hatta.
Herşey gelip, geçmeden bir şeyler için geç olmadan...
Bugüne kadar hiç denemediğiniz bir şey oldu mu?
Elbette denenmemesi gerekenlerden değil, denenebilir olanlardan söz ediyoruz.
Mesela resim yapmak, mesela ilgi duyduğunuz bir müzik aletini çalmaya çalışmak, mesela şiir yazmak, mesela tek başınıza hiç bilmediğiniz bir şehre seyahate çıkmak, mesela zorlu bir spor faaliyetine girişmek, mesela beste yapmak, mesela ata binmek, mesela yeteneksiz olduğunuzu düşündüğünüz bir konuda "acaba yanılmış olabilir miyim?" sorusunu kendinize sormak, mesela web tasarımı yapmak, mesela farklı bir alanda para kazanmaya çalışmak, mesela dış görünümünüzü değiştirmek, mesela sizden umulmadık bir şeyler yapmak, mesela aşık olmak, mesela yemek yapmak, mesela evin duvarlarını boyamak, mesela ahşap işleri yapmak, mesela uzunca süredir küs olduğunuz bir insanı aramak, mesela bağırmak, mesela koşmak, mesela dikiş dikmek, mesela öyküler, denemeler yazmak, mesela "benden ne köy olur ne kasaba" diye düşünmemek, mesela sürüngen alıp beslemek, mesela sigara içmemek, mesela siyasi bir oluşuma/partiye katılmak, mesela sadece kendiniz için yaşamak...
Belki de bunlardan birini denemenin günüdür bugün.
Hayatın rutin döngüsü içerisinde, bize getirdikleri ile bizden taşıdıklarının neler olduğunu hiç düşündünüz mü?
Her sabah güne günaydın derken, ertesi sabah bir önceki sabahın huzur ve mutluluğunu bulma garantimiz var mı? veya tam tersi, çok mutsuz ve umutsuz bir anımızda dahi; aslında aynı zaman dilimini yaşayan farklı mekanlardaki bir çok insandan şanslı olduğumuzu düşüneniniz var mı? yada bunu yapabileniniz var mı?
Bence, bunu arada başaranlarınız varsa, daha sık şanslı olduklarını düşünmeyi denesinler.
Hepimiz birilerine göre mutlaka daha şanslıyız.
Elbette, doğaldır ki, bazıları da bizden daha fazla şanslı. Ama, olsun inanın hayatın hoş olmayan sürprizleri beklenmedik anda ve kapımızı çalmadan içeri daldıklarında olmayan tadımızın dahi, güzel bir ağız tadı ve huzur olduğunda sanırım hem fikiriz...
Yeni tanıştığım, dünya tatlısı bir arkadaşım var. Ekonomik anlamda sıkıntısı olmasa da kişisel anlamda bazı sıkıntıları mevcut.
Ben ise, bir süredir işsiz olmanın dışında ciddi bir sorunu olmayan, ama işsiz olmayı dert edinmiş durumdayım.
Arkadaşımın sorunlarını kişiselleştirip büyüttüğünü, maddi sıkıntısının olmamasının büyük bir rahatlık olduğunu düşünüyordum ve bunu bir kaç kez kendisi ile paylaştım.
Sözün Özü;Annesi, 15 gün içinde 40 derece dolaylarında seyreden ve düşmeyen ateşi nedeniyle hastaneye yatırıldı. Bir çok tetkik ve sıkıntılı 10 günlük hastanede yatma sürecinin ardından, arkadaşımın annesi bugün taburcu edildi. Teşhis; lösemi yani Kan Kanseri ve hastalığı ileri safaya ilerlemiş.Pazartesi günü yeniden hastaneye yatırılacak ve 4-6 ay süresince kemoterapi tedavisi görecek...
Zaman zaman arkadaşımı bazı olanaklarından dolayı, kendimden daha şanslı düşündüğüm için kendimden utanıyorum.
Ben, yaşadığım sıkıntılara nasıl razıyım şuanda, bilemezsiniz. Aslında hepimizin bildiklerini yeniden dikte ettiğimin farkındayım. Ancak, hayatın zor ve koşuşturma telaşı ile bildiklerimizi ya unutuyor yada; görmezden geliyoruz.
Dilerim bu satırlarımı okurken, aslında kelimelerin kifayetsiz kaldığı satırlara yüklemek istediğim anlamı fark edersiniz...
Dilerim hayatın size getirdiği sürprizler; hep yüreğinizi ısıtan, heyecanlandıran güzellikler olsun.
Vazgeçmeyi bildim
Asla sevmediğim birine seni seviyorum demedim,
Ya da asla birini severken karşılığını beklemedim.
Dostluğuma değer biçmedim, sevgime ise hiçbir zaman sınır çizmedim.
Sevdiysem sonuna kadar gittim, bitirdiysem öldürse de hasreti geriye dönmedim.
Bazen çok kırıldım, bazen belki de kırdım.
...Ama hata insana mahsustur dedim.
Affettim, af diledim.
Kimileri birden fazla kırdılar kalbimi ama ben onları yinede affettim.
Onlar belki beni saflıkla yargıladılar.
Belki de içten içe sinsice güldüler.
Ama asıl unuttukları şuydu;
Ben aldanmadım.
Aldanan her zaman kendileri oldular ama bunu anlayamadılar.
Bir insan kaybının ne olduğu bilemedikleri için,
Kaybetmek onlar için bir alışkanlık haline geldiği için.
Oysa ben hiç insan kaybetmedim.
Sadece zamanı geldiğinde vazgeçmeyi bildim o kadar...