BİZE sövmek çok kolay ve basittir.
Hiçbir yaptırımı, cezası ve tepkisi de yoktur.
Bizden kastım, bizim milletimize.
Bizim milletimizin tarihi şahsiyetlerine.
Büyük devlet adamlarımıza.
Büyük fikir adamlarımıza.
İsteyen istediği zaman çıkar, istediği gibi nefretini saçabilir.
Önceki gün bir ortamda, gereksiz yere, alakasız bir şekilde devletimizin kurucusuna küfür edildi.
Şaşkınlık yaşadım ve ‘ne alaka?’ sorusunu yönelttim.
Öyle ya durduk yere çay içerken bir insan neden devletinin kurucusuna küfür eder ki?
Küfür edilen Türk büyüğü ise küfür etmek kolaydır.
Ama kimse bölücülük, etnik ayrımcılık yapanlara ses etmez, edemez.
Yürek ister.
Şanlı ordumuz Barış Pınarı Harekatı gerçekleştirirken bile, birçok yüreksiz PKK ve PYD teröristtir diyemedi.
Ama Türk’e küfür etmeyi biliyor.
Mesela Abdulhamid’e küfür edebiliyor lakin Stalin’e ağzını açamıyor.
Atatürk’e küfür edenlerin durumu da aynı…
Hiç anlam veremem ve anlamam.
Durduk yere neden bizde böyle kısır döngüler ve tartışmalar yapılır ki?
Tarihi hakikatler neden hep bizim toplumda reddedilir.
Diğer milletler olmayan tarihlerine kılıf uydurup, destanlar dizerken, bizim neden şanlı mazimiz ve geçmişimiz yok sayılır?
Gerçekten ilginç ve can sıkıcı…
ÇEKEREK ÖNDE
Belediyecilik konusunda Çekerek Belediyesi ön plana çıkmayı sürdürüyor.
Bir takım proje ve hizmetler hazırlıyorlar, bir kısmını hayata geçiriyorlar.
En azından bir enerji, ataklık, arzu ve istek görüyoruz.
Belediyecilikte bu saydıklarım önemlidir.
İsteksiz, arzusuz ve hedefsiz o koltuğa oturursanız, köydeki muhtarın birinci azasından farkınız olmaz.
Bu açıdan Çekerek Belediyesi memleketimiz adına umut verici çalışmalarla bizleri sevindiriyor.
Başka belediyelerimiz de var lakin bugün Çekerek’e yer vereyim istedim.
YAZMAK VE YAZMAMAK
Bu kısımda yazmak isteyip yazmadıklarım var.
Aslında yazmak istiyorum lakin yazmıyorum.
Herhangi birinin baskısından falan değil.
İzin alamamak falan hiç değil.
Yazdığıma değmeyeceği için yazmıyorum.
Yazdığımızda bizi anlamayanlarla gereksiz diyalog ve tartışmalar yaşamamak adına yazmıyorum.
KUTU KUTU PENSE
Lise Caddesindeyim, hava kararmış, eve doğru gidiyorum.
Caddede ikinci turunu atan Şahin marka araçtan yüksek baslı yayılan şarkıya kulak veriyorum.
Şarkıda şöyle diyor:
“Hayatım kutu kutu pense/Prenses elmayı yese
Günler tersine dönse/ dönecek misin?

Ben yeni duyduğum bu ilginç şarkıyı dinleyip köşeyi dönerken efkarlı sürücü de ara gazı vererek, ara sokağın birine dalıyor.