Almış olduğumuz duyum üzerine Harun Gökçeoğlu ile birlikte merkez Köseyusuflu Köyü'nün yolunu tuttuk. Çamlıbel Elektrik Şirketi, köyde Leylek yuvalarına zarar veren elektrik hatlarının yerini değiştirme kararını uygulamaya koyacağı bildirilmişti...
Çedaş görevlilerinden önce köye ulaştık. Leyleklerin yuvası cami avlusunun içerisindeki elektrik direğinin tepesinde bulunuyor. Bahçedeki ağaçlardan ötürü yuvayı zor görüyoruz. O yüzden cami etrafında tur attık. Aşağıdan çekmemiz mümkün görünmeyince, imdadımıza caminin imamı yetişti.
''Gelin'' uyarısının ardından ''Caminin minaresinden yuva çok daha iyi görünüyor, oradan çekim yapabilirsiniz''  dedi. Peşine takılıp, minareye çıktık. Kenara bir türlü yanaşamadığım gibi, doğrulamadım da. Başım döndü, sanki aşağıya düşecek gibi hissettim. Harun çekimlerini yaptı. Bende güç bela haberi kurtarabilecek düzeyde bir-iki kare fotoğrafı çekip, hemen aşağıya indim.
Bir süre sonra Çedaş ilgilileri geldi. Onlarda bir süre incelemerde bulundu. Sonra geldikleri gibi gitmek durumunda kaldı. Zira, yuvanın bulunduğu bölgedeki elektrik akımını başka yere taşımadan başka çare bulunmuyordu. Bunun için de projeli çalışmaya ihtiyaç vardı. Yanılmıyorsam sonraki günlerde proje hazırlanıp, elektrik kabloları başka bölgeye kaydırıldı, leyleklerin akıma kapılıp, ölmeleri önlendi.
Rahmetli Ahmet Zeren, Kayseri'de çalıştığı bir dönemde iyi bir fotoğraf karesi yakalayabilmek için yüksek bir yere çıkma ihtiyacı duyuyor. Çevresine bakınıp, Sümerbank tesislerinin deposunun bulunduğu binanın çatısına çıkıp, oradan da bacaya tırmanıyor. Fotoğrafı çekiyor, inmek için aşağıya baktığında kendisini izleyen bir kalabalıkla karşılaşıyor. Kendi ifadesi ile ''Aşağıdan bağrıp duruyorlar ama ne söylediklerini pek anlamıyorum. Anlamadığım gibi, bana tepki verdiklerini, aşağıya indiğim zaman döveceklerini düşünerek, söyleyebileceğim yalanları tasarlamaya çalışıyorum'' dedi.
Aşağıya indiğinde beklediğinin aksine, bir kahraman gibi karşılıyor kalabalık. Ahmet Zeren'in çıktığı binanın çatısına da bacaya da çürük olması nedeniyle kimse çıkamıyormuş. O yüzden de birisini görünce çabuk inmesi için uyarıyorlarmış. Ahmet ağabi, ''Bana para teklif ettiler, tekrar çıkmam için ama gözüm kesmedi. Eğer yukarıdayken çürük olduğunu söyleselerdi, aşağıya inmezdim'' diye hikayeyi anlattı. Söylediği yapının da bir kaç gün sonra gece kendiliğinden uçtuğunu belirtmişti.
Foto muhabiri için bu tip yaşanmış hikayeler çoktur. İnsanların eline alıp, ''Aaaa ne kadar güzel bir fotoğraf'' dediği karelerin çekilebilmesi için nelerin göze alındığını bir bilseniz. Fotoğraf deyip de gelip geçmeyin. Bildiğim tanıdığım foto muhabirleri var, bir kare kuş fotoğrafını çekebilmek için günlerce nöbet tutan. O anı yakalamanın, yakalanan o anın sonraki nesillere akatırmasının hazzını tarif etmek, anlatabilmek mümkün değil, yaşamak gerekir, diye düşünüyorum.