GEÇTİĞİMİZ günlerde bir kurumu haber amaçlı ziyaret ettim.
Bir konuyla alakalı bilgi almak istemiştim.
Bu sırada telefon çaldı ve yetkili telefonu cevapladı.
Ama ne cevaplama…
Uzun bir süre konuyu anlatmaya ve bilgi sunmaya çalıştı.
***
İster istemez konunun ne olduğunu anlamış ve öğrenmiş olduk.
Esasında bildiğim şeylere sadece yeni bir örnek eklenmişti, hepsi bu.
Arayan vatandaş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ziyaretinde, sahneye çıkan damat var ya, hah işte o idi.
Telefonda adeta hesap soruyor ve ‘ne oldu benim iş!’ diye atar yapıyordu.
***
Yetkili ise iletişim bilgilerinin mevcut olduğunu, şu anda devletin taşeron yasası münasebetiyle, taşeron alımlarını durdurduğunu anlatmaya çalışıyordu.
Ama telefonun ucundaki bir türlü anlamıyordu…
Çünkü onu Reis göndermişti işe girmesi için…
***
Esasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu yönde bir talimatı falan da yoktu.
Sayın Erdoğan, sadece bizim yerel yöneticilere ‘yeni yuva kurmuş, bakın bir ekmek kapısı bulun’ tarzı bir cümlede bulunmuş hepsi bu.
Yani bir fırında da işe girebilir, bir mobilyacıda yük taşımacılığı da veya tahsil durumuna göre uygun pozisyonda bir iş.
***
Bu tür örneklerden de anlıyoruz ki, birçoğunun Erdoğan sevgisi sahte…
Sahnelere ve araç konvoyunun önüne atlamaların altında yatan farklı bir kişisel hesap var.
Bugün KPSS’ye girmeden, diploman olmadan, Reis ile görüşmeni referans gösterip, yetkiliye atar yapabiliyorsan vay halimize…
***
Bir de ‘beni Celal Abi gönderdi’ atarlanması var ki, onu da söylemeden geçemeyeceğim.
Konunun muhatapları görsün, duysun ve bilsin ki, bu türden işlere müsamaha gösterilmesin.
Kurumun birinde İŞKUR’dan işe giren vatandaş, paspası kaldırıp fırlatıyor ‘ben lavabo temizlemem’ diyor.
Kurumda 20 yılı deviren 657’ye tabi hizmetli ise ‘ben 20 yıldır temizliyorum ama’ diye yanıt veriyor.
***
Bizim İŞKUR’lu ise yanıt olarak AK Parti İl Başkanı’nı kast ederek “Beni Celal Abi gönderdi, bu işleri ben yapmayacaktım aslında!” diye sert çıkıyor.
Konu bir üst amire yansıdığında ise amir iki tarafı da dinleyerek, zannederim, siyasi baskı korkusu yaşasa gerek, tahminimce şöyle düşünüyor:
“İŞKUR’luyu uyarsak, ikaz etsek, belki hakikaten Celal Bey’e gider bizi aratır, biz yine en iyisi bizim partisi-martisi olmayan odacıyı azarlayalım…”
Neticede ikaz ve uyarı odacıya yapılıyor ve hadise noktalanıyor.
***
Sayın Celal Köse, ne bu vatandaşı tanıyor, ne o kuruma gönderiyor, ne de özel bir ilgi, alaka ve bağı var.
Vatandaş açıkça Sayın Köse’nin ismini kullanarak, işinden kaytarıyor…
Arkasında siyasi bir güç varmış havası vererek, bulduğu ekmeğe ekmeksizlik ediyor…
Bunlara pirim veren, göz yuman ve sessiz kalan idarecilerin doğru yolda olmadıklarını hatırlatıyor, siyasetçilerin de bilgisine sunuyorum.
Haydi selametle…
DUYDUK DUYMADIK DEMEYİN
*Afrin’e ulaşıp kurban edilen Kadışehri’nden gönderilen koyunları.
*Restorasyonun sonuna gelinen Tol Çarşı’yı.