Bayram, sevgi göstermektir.
Eşinize, çocuklarınıza, arkadaşlarınıza, dostlarınıza sevginizi gösterin.
Bayram paylaşmaktır.
Sofranızı, evinizi, paranızı, tatlınızı, tuzlunuzu, akrabalarınızla, komşularınızla, çocuklarla paylaşın.
Bayram ahde vefadır.
Öğretmenlerinizi, aile büyüklerinizi, eski arkadaşlarınızı arayın, ziyaret edin.
Bayram,  dua almaktır.
Annenizin, babanızın, aile büyüklerinizin elini öpün dualarını alın.
Bayram, dua etmektir.
Mezarlarınızı ziyaret edin, bayram namazına gidin, Allah’a yakarın.
Bayram samimiyettir.
Kapılarınızı herkese açın, her gelene güleryüz gösterin ve tüm sıcaklığınızla bayram ziyaretlerine gidin.
Bayram kutsaldır.
Dünyanın her yerinde aynı anda milyarlarca insanla aynı duyguyu yaşamanın hazzına erişin.
Canım memleketimde tüm bu saydıklarımı doyasıya yaşatan  manevi bir  hava vardır. Çocukluğu ve gençliği bozkırın ortasındaki tertemiz insanların yaşadığı bu şehirde  geçmiş  bir insan olarak ne denli manevi zenginliğe sahip olduğumu her bayramda birkaz daha anlarım.
İstanbulluoğlu mahallesinde Başçavuş Camii vardır. Bu cami çok özel çok farklıdır. İkiyüz yıldan daha yaşlı olan bu güzel mekân ahşaptan yapılmıştır. İslamiyette resim yasak olmasına rağmen çağdaş bir anlayışla duvarlarında ev resimlerinin çiçek resimlerinin ahengini görürsünüz. Caminin mimarisinden mi yoksa her bayram namazında Ankara’dan, İstanbul’dan Antalya’dan gurbetin her yerinden ve mahallemizden gelen komşularımızdan mı bilmezdim ama tüm sıcaklığı ile tüm ruhu ile bayram havası beni sarardı. 
İsmail Hocanın munis, temiz yüzlü imamlığında,  Hakkı hafızın dokuz tekbir ile uydum hazır olan imama daveti ile bayram namazını kılardık. 
Yılda iki kerede olsa tüm mahalle halkı mutlaka buluşurduk. Herkes orada olurdu. Rahmetli kasap Kamil abi, Mehmet Nuri abi, Lomenler, Bahçeciler, Muhacirler herkes ama herkes bir araya gelir kucaklaşırdık. Komşuluk akrabalıktan öteydi. Herşeyimizi ama herşeyimizi paylaşırdık biz. Acımızı da sevincimizi de, varlığımızı da yokluğumuzu da, kederimizi de çoşkumuzu da. 
Bayram namazından sonra mutlak bir görevimiz vardı. Mezarlık ziyareti. Herkes evinden önce nihai ev olan kabire gider ilk olarak atalarına bayram ziyareti yapardı. Çatak, Sarıtopraklık, Taşocağı mezarlıkları insanla dolar taşardı. 
Kabir ziyaretinden sonra evin yolu tutulurdu ama eve öyle kolay gidilemezdi. Sokakta rastladığınız tanıdık tanımadık herkesle selamlaşılır ve bayramlaşılırdı. 
Eve vardığınızda dünyanın en değerli duygusu karşılardı sizi. Aile sevgisi. Ev halkı ile kucaklaşılır, küçükler büyüklerin ellerinden öperdi. Bayram sabahı sadece namaza giden erkekler değil evdeki kadınlarda erkenden kalkar hazırlık yaparlardı. 
O kahvaltı sofrasındaki birliktelik yok mu hele. O çoşku, o sevinç, o mutluluk. Dünyanın en güzel sofrası işte o sofradır. Anamın çörekleri, keteleri, babamın hazırladığı çanak peyniri, sucuklar, ablamın demlediği çay eşliğinde öyle güzel giderdi ki hiç sormayın. 
Sonrasında durmayan kapı zili, kapanmaya fırsat bulamayan kapı, gelenler, gelenler, gelenler. Komşular, akrabalar, arkadaşlar, şeker toplayan çocuklar, yardım isteyen yoksullar… Ve bizim ziyaretlerimiz. Büyüklerden başlayan sıralama ile ev ziyaretleri. Her kapıda kendi evinin aidiyeti , her evde huzur, her evde kucaklaşma.
Bayramlar güzeldir. 
Bayram’ın ruhu vardır. 
Bu ruh, bugünde hepimizi kuşatsın. 
Bayramınız mübarek olsun.