Aslında konuya nerden başlayayım, hangi birini anlatayım bilemiyorum.
Dünkü mesele bardağı taşıran damla oldu sanırım.
Yozgat’ta zor şartlar altında, fedakârca mesleğini icra etmeye çalışan gazetecilerle ne derdiniz olabilir anlamıyorum.
Dün 19 Mayıs törenlerini takip etmek için Rıza Kayaalp Spor Salonu’na doğru yol aldık.
Ben sırt çantası kullanırken, diğer arkadaşların tamamı yandan askılı çantalarını taşıyor.
Bundan dolayı benim çanta özellikle güvenlik güçlerinin dikkatini çekiyor ve sık sık durdurularak çantam kontrol ediliyor.
Malum hassas dönemlerdeyiz…
Dün tam arkadaşlara tören alanına girerken durdurulup çantamın aranacağını söylüyordum ki elimi kolumu sallaya sallaya salona giriverdim.
Ne kimlik, ne sorgu, ne sual.
Haydaa!…
Arkamı dönüp baktığımda bayan bir meslektaşımıza kimlik sorulmuş ve kimliği yanında olmadığı için salona alınmamış.
Gerekçe güvenlik!...
Aklıma geldikçe gülüyorum vallahi.
Var ol emniyet!
***
Mesele aslında sadece dünkü yaşadığımız olay değil.
Yozgat’ta basın mensubu basın tribününe girip maç takip edemez, sarı çizmeli Mehmet Ağa orada oturabilir.
Basın mensubuna her yerde kimlik sorulur, kim olduğu belirsiz zevatlar ‘STK temsilcisiyim’ diyerek her yere girip-çıkabilir.
Geçtiğimiz günlerde halka açık olan ve belediye tarafından anonslarla vatandaşın davet edildiği kutlu doğum programına duayen gazeteci Seyfi Çelikkaya alınmamıştı.
Polis memuru ‘bu program halka açık ama basına kapalı olabilir teyit etmeliyiz, giremezsiniz’ diye abuk-sabuk bir cümle kurmuştu.
Bu saçma uygulamalarını dünkü uygulamalarıyla taçlandırmış oldular.
Meselenin biraz daha özüne indiğimizde ise Anadolu basınının sahipsizliği karşınıza çıkar.
Sarı Basın Kartı mevzuatının gereksiz ve abartılı hükümleri de Anadolu basınında görev yapan fedakâr fikir işçilerini zorda ve darda bırakmaktadır.
Ayrıca Yozgat’ta sarı basın kartının ne olduğunu bilen çok fazla emniyet mensubu da yoktur, kamu görevlisi de.
Bunun örnekleri de misliyle aktarılabilir.
Adliyeye girmeye çalışan ulusal ajans temsilcisi meslektaşımız görevliye kartını gösterir, görevli personel ise yıllar evvel kapanan yerel televizyonun adını vererek ‘Bunun üzerinde RTV yazmıyor!’ diyerek meslektaşımızın gazeteci olduğuna inanmaz.
Futbol maçında basın kartımı gösteririm geçerli olmadığını beyan edip, akredite kartı isterler.
Ertesi hafta akredite kartıyla gelirim, sarı basın kartın var mı derler.
Örnekleri çoğaltabiliriz.
Sıkıntı çok ama bu kadar yeter sanırım.
İyi niyet ve sağduyumuz sabote edilirse bizde bundan sonra objektiflerimizle detay çalışır, kalemimizin ucunu biraz daha sivriltiriz.
Bu da iyi biline.
Selametle…