Mevsim merdiveninin kış basamağına adım attığımız bu aylarda Çamlığın tepesini saran dumanlar,
İki dere arasındaki şehrin üzerine çöken bulutlar, yağmurla toprağın kokusunu söküp alıyor.
Her hali farklı güzel Yozgat'ın…
Şehir merkezinden Çamlığı izlemek farklı bir duygu. En tepeden süzülüp gelen sis bulutlarına her bakışımda eski Yozgat gelir aklıma.
Hiç görmediğim, siyah beyaz fotoğraflardan ve anlatılanlardan tanıdığım eski Yozgatlı.
Tabi eski Yozgatlılar.
Bazen eskiye gitmek isteriz ya, işte Çamlığın en tepesindeki sis bulutu da alıp götürüyor beni eskilere.
Neler yaşanmış neler memleketimde.
Rivayetleri ve hikayeleri bitmek bilmeyen…
Bunlardan bir tanesi Gelin Kayası.
Duygu yüklü bir rivayet üzerine kurulmuş Gelin Kayası. Her yörede muhakkak buna benzer bir olay yaşandığı söylenir.
Bizim Gelin Kayası'nın hikayesi de duygu yüklü…
Rivayet de olsa o günü yaşayalım yaşananları hatırlayarak:
Köyün birinden gelin alayı gelmektedir. Eşkıyalar gelin alayını çevirirler. Niyetleri kervandaki gelini alıp esir pazarında satmaktır.
Gelin alayının erkekleri eşkıyalarla vuruşurlar ve hayatlarını kaybederler.
Eşkıyalar gelini ve damadı yakalamak üzeredirler. Yakalanacaklarını anlayan gelin ve damat Allah'a dua ederler.
"Allah'ım bizi bu eşkıyaların eline düşürme, bizi ya taş et, ya kuş et."
Duaları kabul olunur. Güzel gelinle birlikte eşkıyalar, develer ve atlar oracıkta taş olurlar. Damat ise kuş olup gökyüzüne uçuverir.
Güzel gelinin ağlarken gözünden döktüğü yaşlar sel olur ve orada kırmızı lalecikler bitmeye başlar. Zamanla bu laleler tüm tepeyi kaplar.
Eğrice'de (Mayıs'ın ikinci haftasında) cehrilik laleleri kırmızı kırmızı açar ve beyaz güvercinler gökyüzünde süzülürler.
Yozgatlı avcılar buradaki güvercinlere kesinlikle ateş etmezler.
DERSİNİ ALMIŞTA EDİYOR EZBER
Yozgat 1760 yılı başlarında Bozok Yaylasının yeşillik etrafı ormanlarla çevrili içinde binbir çeşit kuşun ötüştüğü bir sahada kurulurken; Yozgat halkı o zaman yarı göçebe ve sürülerini besleyerek hayvancılıkla uğraşır hayatlarını bu yoldan sağlarmış. Madem eskiye gittik, ta eskiye Çapanoğulları dönemine yolculuk edelim istedim.
Bu ozanların çoğunluğunu Sorgun ilçesindeki ozanlarımız oluşturmaktadır.
Bozok yaylasında otlayan bu sürülerin birini de Sürmeli Bey adında bir Türkmen Yörüğü otlatırdı.
Halk tarafından sevilen bu yanık sesli halk ozanı elinde kavalı sırtında sazı Yozgat´tan Akdağmadeni´ne uzanan ormanların içinde sürüsünün içinde dolaşırdı.
Bazen bir çamın dibine rastlanır. Sazının tellerini konuşturur bazen bir derenin kenarında kavalını çalar aşık olduğu gönlünün sevgilisini düşünürdü.
O sevgili ki güzelliği Bozok yayla´sına yayılmış ahu gözlü sürmeli kaşlı ay yüzlü bir dilberdi. Babası bir Türkmen beyi idi ve çok sert bir adamdı.
Sürmeli Bey ailesini salarak babasından sevdiğini istetir mağrur adam kızını bir çobana vermeye yanaşmaz.
Araya beyler ağalar girer ama boşuna bir türlü gönlü olmaz kızın babasının ve iki sevgili birleşemezler. Üzüntüsünden sürüsünü bırakan Sürmeli Bey alır sazını eline beşçamlar mevkiinde kendine bir dergah kurar.
Aşkını yanık Türküleriyle dağlara ağaçlara anlatır. Küser otağına obasına ve Akdağlar´a kadar uzanan çamların arkasında onu bir daha gören olmaz.
Dertli kavalına üflediği işli sazına söylettiği nameler kalır geriye. O gün bu gündür dillerde yankılanır Sürmeli Bey´in Türküleri.
Bu satırlar değil mi bizi Yozgat sevdamıza tercüman olun:
Dersini almış da ediyor ezber
Sürmeli gözlerin sürmeyi neyler
Aman aman ben yarelendim aman
Bu dert beni iflah etmez del'eyler
Benim dert çekmeye dermanım mı var
Aman aman sürmelim aman