Dünya milletleri geçmiş husumetlerini gelecek kuşaklarına nasıl aktarıyorsa, karşılıklı sevgi ve hırs ta o nispette karşılık bulmaktadır.
Çocuklarla beraber 1 Eylül Dünya Barış Gününde Datça’da tatil yapıyorduk. Datça Belediyesi ve Yunanistan’ın Simi (Sömbeki) Belediyesi tarafından düzenlenen ortak etkinlikler çerçevesinde Simi’ye gittik. Onlarda Datça’ya geldiler. Karşılıklı folklorik gösteriler, yöresel ikramlar ve bol bol güler yüz. İnsanız işte. Sevginin olduğu yerde husumetin zerresine bile rastlanılmıyor. Tertemiz duygular içinde olduğumuzu onlarda biliyor biz de..
-Yine bir Çin atasözünde der ki, “Kalbinde yeşil bir dal bulundurursan şakıyan kuşlar gelir.” Diye. Ne kadar doğru.. İnsanlar bilinçli toplum oldukça, sorunlar diplomatik yollardan diyalogla çözümlenince hiçbir milletle düşman olma ihtimalimiz yoktur.
Tarihten beri dostluk ve kardeşlik içerisinde yaşamak Türk Milletinin şiarıdır. Unutmayalım ki, bin kilometrelik bir yol ilk adımla başlar. Vatan savunmasının canımızın üstünde bir değer olduğunu kadınıyla, kızıyla, yaşlısıyla, genciyle gerektiğinde anında kenetlenen Türk milleti iyi bilir. Ama her millete de düşman gözüyle bakmak bizleri onlardan uzaklaştırır. Uzanan her zeytin dalını kabul edip, uzatacağımız her zeytin dalının kabul görmesini sağlamalıyız.Büyük Atatürk’ün “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesiyle hareket ederek onurlu Türk kültürü ile dünya milletlerine örnek olmalıyız. Savaşın, husumetin olmadığı Sevgi dolu bir dünya dileklerimle.
ORJİNAL YOZGATLI
Orijinali bozulmamış memlekettir Yozgatımız. Örf ve adetlerine bağlı has vatan evlatları çıkar her köyünden her kasabasından.. Onurlu ve yiğit olur nedense bu bozkırın çocukları.İşte bu yiğitleri doğuran analardan biridir Gümüş Bibi... Çocuklarını ekonomik, sosyal bir çok güçlükler içinde büyütmüş, bu hale rağmen son derece edepli ve erdemli yetiştirmiş bir çilekeştir. Şivemizi hiç değitirmemiş, ömrüne bir bu kadar daha ömür ekleseniz ve Amerika’da, İngiltere’de saygın üniversitelerden eğitim aldırsanız yinede bizim Yozgat şivemize etki edecek bir katkı sağlayamazsınız. Yozgat sözlüğümüzü en uygun ağız ve ses tonajıyla konuşur, dilimize, öz kültürümüze güzellik ve sempati kazandırırdı bu nur yüzlü, sert bakışlı prenses.. Sürekli ve değerli bir misafirimizdi Gümüş bibi.. Onu görmediğimiz zaman huzursuz olur, vazgeçilmez bir kura olduğu için ailecek günlük hatırını sorardık. Sadece biz değil tüm mahallemiz insanları severdi bu pırlanta yürekli insanı..
Bir akşam iş dönüşü geldiğimde bizim evdeydi. Neşeli ve sevinçle karşıladım.
- Hoş geldin altın yürekli güzel insan..
- Hoşgordük gurbanım.
- Nasılsın Mahallenin sultanı?
- Bek eyiyim. Siz niye heç gelmiyonuz
- Teessüf ederim Gümüş Hala Teessüf ederim yani..Teessüf ederim lafı Gümüş bibinin suratını kırk kat etmişti. Elindeki çayını protesto eder gibi yere koydu ve bana sert bir ifadeyle yönelerek;
- Beri bahale, o ne ediyosan benim uşahlarda sana etsin emi.. Hele kafire bah hele.. diyerek kas katı kesildi. Çok sinirlenmişti. Belliki küfür ettiğimi düşündü.
Gülmekten açıklama bile yapamadım. Gidiş o gidiş. Yeryüzündeki yağların en kalitesini de yaksak teessüf lafını küfür anladığı için gözünde hiçbir sempatimiz kalmamıştı. Elbetteki suç bendeydi. Nemize gerek elin entel lafını getirip sıcak Yozgat şivesine katıyorsun.
Aradan epey zaman geçmesine rağmen o günden beri Gümüş bibi beni gördüğü her yerde kaşlarını çatıp, çakmak çakmak gözleriyle takip edip nefretle izliyor.