BOZOK Üniversitesi'nin yeni rektörü hemşerimiz Prof. Dr. Ahmet Karadağ, atama kararnamesinin ardından hafta sonunda Yozgat'a geldi. Önce üniversite tarafından her yıl geleneksel olarak düzenlenen iftar yemeğine katıldı, dün sabah da makama çıkıp, görevi devraldı. İftar programı, bir anlamda 4 yıl süreyle Bozok Üniversitesi'nde görev yapan Prof. Dr. Salih Karacabey'in 'veda yemeği' niteliği de taşıyordu. Karacabey, görev süresinin genel bir değerlendirmesini yaptı, mesai arkadaşlarından, bilerek veya bilmeyerek incittiklerinden özür dileyip, helallik istedi. Karacabey dönemi, iyi-kötü anılarla geride kaldı. Şimdi yeni bir süreç, yeni bir dönemin başlangıcındayız...
Karadağ'ın atamasının ardından sokakta, yolda, alışveriş yaparken, sohbet toplantılarında, haber amaçlı gittiğimiz kurum, kuruluşlarda, velhasıl nereye gitsem, karşıma 'Yeni rektör nasıl?' sorusuyla çıkıldı. Bu soruya herkesin verebileceği birden çok yanıtı vardır/olabilir. Benim genel yanıtım, 'Ne kadar hevesli olursa olsun, ne kadar çalışkan olursa olsun, başarılarla dolu bir geçmişe sahip olmuş olsa da, bura da bu başarılarını devam ettirmek istese de, eğer icazetle makama oturmuşsa, başarılı olma şansı azdır' şeklindedir. Bu rektörle doğrudan ilgili/bağlantılı değil. Tüm kurum, kuruluşlar, sivil toplum örgütlerinin temsilcileri için de geçerlidir. Şahsım da buna dahildir, ayırt etmeksizin...
Mesele şu; icazetle gelinen makamda, icazette bulunanlarla makam arasında bir denge kurabilirseniz, kısmen de olsa başarılı olabilirsiniz. Ama denge kaçtığında tekrar toparlamak zordur. Genel olarak ilk izlenim için devir-teslimde bulunmaya gayret ederim. Ama şehir dışında olmam nedeniyle katılamadım. Ancak arkadaşlar, 'dirayetli biri izlenimi verdi, iyi işler yapacak gibi' dediler. Kabulümdür, göreceğiz...