Hava soğuk buz kesiyor. Nerede ise iliklerimize kadar donuyoruz. Sitemimiz mi var, haşa, emir büyük yerden, karda yağsa, yağmurda yağsa, donda olsa emri başımız gözümüz üstüne. Ne yapalım biz de ona göre tedbir alıp çıkıyoruz sokağa…
Mevla odunu-kömürü olmayanlara, kimsesizlere, gariplere yardım eylesin. Allah korusun bugünlerde insan sokakta kalsa bir saat içinde donar. İnsanın aklına hemen
Sarıkamış Şehitleri geliyor. Kışın buz kesen ayazında onları hatırlayıp ruhlarına bir fatiha okumamız gerekiyor.
Geçen gün akşam yine o buz ayazında titreyerek eve dönüyorum. Tam fırının önünde eski bir dostu gördüm. Çoktandır karşılaşmıyoruz. Ara sıra şiir bırakır, yırtık, pırtık şiir defterini benimle paylaşırdı. Emekli olmak için uzunca bir hukuk mücadelesi verdiğini de biliyorum.
“Yoksulluğun gözü kör olsun!” derler ya aynen öyle fakirlik kapıya konacak bir şey değil. Zavallı ne bulursa üzerine giyer soğuktan korunmaya çalışırdı. Son derece içine kapanık bir insandı. Görünce hatırını sordum. Sormaz olaydım, bir dokun olum bir ah işittim.
Eşinden ayrıldığını biliyorum. O da maceralı bir ayrılıkmış anlatmak istemedi zaten. Adını bile hatırlamak istemiyor. Ne var, ne yok abi evlenebildin mi: dedim. İki elini açıp Allah\'a dua edercesine: “Sahibim yok hoca, nasıl evleneceğim ki:” diyordu.
Zaman zaman Yozgat\'a gelip garip hanede kaldığını biliyordum. Uzun süredir de görmemiştim. Köye göçmüş, bir atı, bir de iti var, Allah\'tan başka kimsesi yok, kapısını çalan dostları da olmuyormuş.”Avratsız evi kim açar hoca?” dedi.
Anlattı, anlattı, sefaletin bini bir para… Yüreğiniz yetiyorsa dayanın. Konu-komşu? “Çoğu küs, kapımı çalmazlar, hatırım bile sormazlar, bir Allah\'ın kulu gelip ne yiyorsun, ne içiyorsun, neyle ısınıyorsun demez.” Peki abi senin çoluğun, çocuğun yok mu? Diyorum. Öyle bir figana başlıyor ki, bedduanın ardı arkası kesilmiyor. Abi onlar senin yavruların beddua etme diyorum.
Kapısı açılmayan, hatırı sorulmayan, bir atı, bir de itiyle koca şehirde (köyde) yapayalnız yaşayan bir garip adam işte!
Adını da, mahlasını da yazsam belki tanıyanlarınız olacak ama ona olan saygımdan yazmayacağım. Bir fare şiirini dinlemiştim onun ağzından. Yapayalnız halini düşünerek.
İzin almak için susmasını bekliyordum. Ne demiş atalar; “Dert ağlatır, aşk söyletir!” Zaten yüreğim yufka ağlamak için kendimi zor tutuyorum. Sokağın ortasında bu adam neye ağlıyor demezler mi? Ağlasam adamın acısı dinecek gibi değil. Toplumun dışladığı, evlatlarının kapısını bile açmadığı (Tabi ki bu denli kırgınlığın sebebini bilmiyorum) çilenin ızdırabın kol gezdiği, bütün derdini atıyla, itiyle paylaştığı bir insan duruyor, karşınızda!   
Hayat hikayesini dinlemek nasip olmadı. Eşiyle neden ayrılmış, çocukları ona niye küsmüş, komşuları neden yabancı kalıyor, bunları öğrenemedim. Zangır zangır titriyoruz, “Abi inan ki üşüdüm, hadi gidelim, bir lokantaya veya çay ocağına oturalım, karnını doyurayım” diyorum olmaz” diyor. Eve gidelim desem? Eşim sokaktan her tuttuğunu eve mi getireceksin? diyecek. İki ara bir derede kalmış gibiyim.
Akşam saati, insanlar fırından çocuklarına ekmek alıyorlar, “Abi hiç olmazsa fırından sıcacık taze ekmek alayım eve götür” diyorum. Kim yiyecek ki diyor. Belli ki eve gitmek istemiyor, sobasını yakacak kimse yok.
Odunu, kömürü de olmayabilir. Çünkü bir yerlere gidip ihtiyaçlarını isteyecek bir insanda değil. Benimlede gelip bana yük olmak istemiyor. Köyüne de gidemez akşamın karanlığı çökmüş. Bir müddet sokakta oyalanıp geç vakitte gidecek, kimseyi görmeden evine girip kalın örtülerle örtünerek uyumaya çalışacak… Ondan sonrasını düşünmek bile istemiyorum. İşin doğrusu… Kendi kendime diyorum ki, “Ey Ahmet Sargın haline şükret ama insanlığından da utan!.. Yanıbaşında hayata yenik düşmüş bir insan var, ama senin ondan haberin bile yok?..”
Bize ne oldu, niye değiştik bu hallere geldik. Kendi annesine, öz babasına bakamayacak kapısını açamayacak kadar yabancılaştık, yazıklar olsun bize!.. Fakirliğin yoksulluğun garipliğin ve yalnızlığın destanını yazmış olan insanla hayatı, yaşamı paylaşabilmek. Bu insana ne kadar umut olabilirsiniz ki? Müsaade istiyorum, (aslına bakarsanız, gerçeklerle yüzleşmekten kaçıyorum) Bana ne! Dediğim zamanda insanlığımdan utanıyorum.