Arabamla yoldayım.
Aşık Veysel’in dediği gibi uzun ince bir yol…
Yavaş yavaş yol alıyorum, aheste gidiyor bizim hurda.
Anam var arabada ve yüreği bir parça hüzünlü.
Oğlunu uğurluyor, yolcu ediyor, hasret sarmış yüreğini…
Üniversite kazandı en küçük gardaşım okumaya gidiyor.
Mutlu ve hayırlı bir olay ancak yine de ayrılığın hüznü işte.
Araya radyodan Neşet Ertaş giriyor birden ve olayın seyri değişiyor.
İstesen olmaz, denk getirmeyi dilesen yapamazsın ancak Bozkır’ın Tezenesi garip şöyle diyor:
Anam ağlar başucumda oturur/Derdim elli iken yüze yetirir.
Ve anam ağlıyor…
Dizinin dibindeki oğluna sarılarak ağlıyor.
Bana düşen teselli ama yüzüme gözüme bulaştırıyorum.
Aynı saatlerde başka bir ana, Şehit Polis Adem Cankurtaran’ın da anası ağlıyor.
Anama bunu hatırlatıyorum, diyorum ki “Ağlama!”…
Anam daha bir içli ağlıyor, artıyor gözyaşları.
Anlıyorum ki analar hep aynı duygularla ağlar.
İdrak ediyorum ki tüm anaların duygu kaynağı bir.
Öğreniyorum ki tüm anaların bağrında aynı yerden çağlayan bir kaynak var…
Er kişi de ağlar, bizlerde gözyaşı döküyoruz. 
Ancak üzüntü duyduğumuz konularda kendi iç acımızı, kendi derdimizi hatırlayarak acıya veya derde ağlıyoruz.
Ancak analar öyle yapmıyor işte.
Tüm analar aynı duyguyla ağlıyor.
Tüm analar için “Evlat” kavramı aynı derinlikte bir mana ifade ediyor.
Ben ise bunun idrakiyle daha başka yanıyorum, yüreğim daha ayrı kavruluyor.
Diyorum ki.
Analar ağlıyor.
Analar ağlamasın.
Analar ağlatılmasın!
Analar ağlatılmamalı!
Analar ağlamamalı
Unutmalı gözyaşını.
Yüreği yanmamalı…
Bu toprakların anaları hep muştular almalı evlatlarından.
Ağlayacaksa mutluluğundan ağlamalı.
Soy soyladıysa, boy boyladıysa…
Kız büyütüp, gelin ettiyse.
Er doğurup muradını gördüyse ağlamalı.
Tatlı bir ağıt yakmalı mutluluktan. Ama ciğeri yanmamalı!
Yara benden.
Ok senden yara benden
Ne sende ok tükenir
Ne acı yara benden”
Anaların yüreğine acı oklar saplanmamalı artık.
Tükenmeli yürek yakan acılar, kapanmayan yaralar.
Ağlamamalı onlar.
Gül kokan, cennet mekan analar.