Tahta çıkmadan önce ağabeyi I. İzzeddin Keykâvus ile taht mücadelesine giren, bu mücadeleyi kaybetmesinin ardından yıllarca tutuklu kalan Keykubad, ağabeyinin ölümünün ardından devlet ileri gelenlerinin kararıyla Selçuklu tahtına çıktı.
I. Alâeddin Keykubad kimdir?
I. Alâeddin Keykubad, Eski Anadolu Türkçesindeki adıyla علاء الدٖين كيقباد بن كيخسرو, yaklaşık 1190-1192 yılları arasında dünyaya geldi. Babası Anadolu Selçuklu Sultanı I. Gıyâseddin Keyhüsrev'dir. Annesinin kim olduğu, doğum yeri ve çocukluk yılları hakkında ise kesin ve ayrıntılı bilgi bulunmamaktadır.
1220 yılında Anadolu Selçuklu Devleti'nin tahtına çıkan Keykubad, 1237 yılına kadar hüküm sürdü. Tarihi kaynaklarda “Büyük Keykubad” ve “Uluğ Keykubad” olarak da anılan sultan, 17 yıllık saltanatı boyunca askeri seferler, diplomatik girişimler, ticaret yollarının güvenliği, şehirlerin tahkimi ve imar faaliyetleriyle devletin gücünü artırdı.
Saltanatı döneminde Anadolu Selçuklu Devleti'nin sınırları genişlerken, Akdeniz ve Karadeniz'deki ticari faaliyetlerin geliştirilmesine de önem verildi. Alâiye'nin alınması, Suğdak Seferi, Doğu Anadolu'daki siyasi yapıların Selçuklu hakimiyetine alınması ve Yassıçemen Muharebesi, Keykubad döneminin öne çıkan gelişmeleri arasında yer aldı.
Çocukluğu ve eğitim yılları
I. Gıyâseddin Keyhüsrev'in 1196 yılında tahtını kardeşi Rükneddin Süleyman'a bırakmak zorunda kalmasının ardından başlayan gurbet hayatında Alâeddin Keykubad da babasının yanında bulundu.
Keykubad'ın ağabeyi I. İzzeddin Keykâvus ile birlikte İstanbul'da bulunduğu ve burada bir süre Bizans İmparatorluğu sınırları içerisinde yaşadığı belirtilmektedir. İki kardeşin eğitimleriyle Seyfeddîn Ayaba'nın ilgilendiği, Emir Bedreddîn Gevhertaş'ın ise Keykubad'ın lalası olduğu aktarılmaktadır.
Alâeddin Keykubad, ana dili olan Türkçenin yanı sıra Farsça, Rumca ve Arapça öğrendi. Bunun yanında İslami ilimler ve astronomi eğitimi aldığı belirtilmektedir.
Babası I. Gıyâseddin Keyhüsrev'in 1205 yılında yeniden Selçuklu tahtına geçmesinin ardından Keykubad, Tokat'a melik olarak tayin edildi. Yaklaşık 6 yıl süren meliklik döneminde devlet yönetimi konusunda deneyim kazandı.
Ağabeyiyle taht mücadelesine girdi
I. Gıyâseddin Keyhüsrev'in ölümünün ardından devlet ileri gelenleri, sultan olarak I. İzzeddin Keykâvus'u seçti. Kayseri'de düzenlenen törenle tahta çıkan ağabeyinin hükümdarlığını kabul etmeyen Keykubad ise Selçuklu tahtında hak iddia etti.
Bu süreçte Erzurum meliki olan amcası Tuğrul Şah ve Ermeni Kralı II. Levon ile anlaşan Keykubad, ağabeyinin bulunduğu Kayseri'yi kuşattı. Ancak Keykâvus'un taraftarlarının onun tarafına geçmesi üzerine durum Keykubad açısından tersine döndü.
Bunun üzerine Ankara Kalesi'ne sığınan Keykubad, ağabeyi tarafından kuşatıldı. Yaklaşık bir yıl süren direnişin ardından erzakların tükenmesi üzerine, kendisine ve Ankara halkına zarar verilmemesi şartıyla 1213 yılının baharında teslim oldu.
Keykubad önce Elazığ'ın Baskil ilçesindeki Masara veya Minşar Kalesi'ne, ardından Malatya'daki Kezipert Kalesi'ne gönderilerek hapsedildi. Ağabeyi I. İzzeddin Keykâvus'un onu öldürmesine ise hocası Mecdüddin İshak'ın engel olduğu aktarılmaktadır.

1220 yılında Selçuklu tahtına çıktı
I. İzzeddin Keykâvus'un 1220 yılında ölmesiyle Selçuklu tahtı yeniden gündeme geldi. Keykâvus'un oğlunun bulunmaması nedeniyle yeni sultanın devlet ileri gelenleri tarafından belirlenmesi kararlaştırıldı.
Taht için Selçuklu hanedanından üç aday bulunuyordu. Bunlardan biri Malatya'daki Kezipert Kalesi'nde tutulan Alâeddin Keykubad, diğeri başka bir kalede bulunan Celâleddin Keyferidün, üçüncüsü ise Erzurum hakimi olan amca Tuğrul Şah'tı.
Devlet ileri gelenlerinin yaptığı görüşmelerin ardından Alâeddin Keykubad'ın tahta geçirilmesine karar verildi. Yeni sultanı bulunduğu kaleden çıkarıp Sivas'a getirme görevi Seyfeddin Ayaba'ya verildi.
Keykubad, Kezipert Kalesi'nden çıkarılarak Sivas'a götürüldü ve burada tahta çıkarıldı. Ardından Kayseri, Akşehir ve Konya'da görkemli karşılamalar düzenlendi.
Abbasi Halifesi Nâsır da hükümdarlığını tasdik etmek amacıyla Keykubad'a menşur, hil'at, çetr ve diğer saltanat alametlerini gönderdi.
Moğol tehlikesine karşı savunma hazırlıkları
Alâeddin Keykubad'ın tahta çıktığı dönemde Asya ve Doğu Avrupa'da ilerleyen Moğol istilası önemli bir tehdit oluşturuyordu.
Keykubad'ın önceliklerinden biri bu tehlikeye karşı Anadolu'nun savunmasını güçlendirmek oldu. Konya, Kayseri ve Sivas gibi önemli şehirlerin surlarını ve sınır kalelerini yeniden inşa ettirdi.
Bağdat'ın Moğollara karşı savunulması amacıyla Abbasi halifesinin asker talep etmesi üzerine Bahâeddin Kutluğca kumandasında 5 bin kişilik bir kuvvet gönderildi. Moğolların Bağdat'ı istila etmekten vazgeçmesinin ardından bu birlik geri çağrıldı.
Alanya'nın fethi ve Alâiye'nin kuruluşu
Keykubad döneminin önemli gelişmelerinden biri Akdeniz kıyısındaki Kalonoros Kalesi'nin alınması oldu.
Kayseri'de yaz mevsimini geçirdikten sonra Kalonoros üzerine yürüyen Keykubad, kaleyi ordusu ve Antalya'dan gelen deniz kuvvetleriyle kuşattı. Yaklaşık iki ay süren kuşatmanın ardından kale teslim oldu.
Yapılan anlaşma kapsamında Keykubad kaleyi teslim alırken, Kyr Vart'ın kızıyla evlenmesi kararlaştırıldı. Kyr Vart'a ise Alanya'ya karşılık Akşehir beyliği ve bazı köylerin mülkiyeti verildi.
Kaleyi aldıktan sonra buranın yeniden imar edilmesini emreden Keykubad, şehre kendi adına nispetle “Alâiye” adını verdi ve burada bir tersane kurulmasını sağladı. Bu gelişme 1221 yılında gerçekleşti.
Kyr Vart'ın kızıyla evlenen Keykubad'ın bu evlilikten, daha sonra Anadolu Selçuklu tahtına çıkacak olan II. Gıyâseddin Keyhüsrev dünyaya geldi.
Alâiye'nin fethinin ardından Antalya'ya giden Keykubad'ın güzergâhında Kyr Vart'ın kardeşinin yönetimindeki Alara Kalesi de ele geçirildi.
Devlet yönetiminde emirlerle mücadele
Alâeddin Keykubad'ın hükümdarlığının ilk dönemlerinde devlet yönetiminde önemli nüfuza sahip emirlerle arasında zamanla ciddi bir güç mücadelesi ortaya çıktı.
Keykubad'ı tahta çıkaran devlet adamlarının önemli servetlere, geniş maiyetlere ve güçlü askeri imkanlara sahip olduğu aktarılmaktadır. Bu emirler arasında özellikle Beylerbeyi Seyfeddin Ayaba'nın nüfuzunun oldukça yüksek olduğu belirtilmektedir.
Sultan ile emirler arasındaki gerilim zamanla arttı. Keykubad, emirlerin doğrudan tasfiye edilmesinin kolay olmadığını görerek onların maddi gücünü azaltmaya yönelik adımlar attı. Konya, Sivas ve Kayseri surlarının onarımı için gereken harcamaların emirler tarafından karşılanmasını emretmesi de bu mücadelenin bir parçası olarak değerlendirildi.
Yaklaşık üç yıl süren gerilimin ardından bazı emirlerin sultandan kurtulmak ve onun yerine kardeşi Celâleddin Keyferidün'ü geçirmek üzere plan yaptığı belirtildi.
Bu planın öğrenilmesinin ardından Keykubad da karşı bir plan hazırladı.

Emirler ziyafet sırasında tutuklandı
Keykubad'ın tasfiye etmeyi planladığı emirler arasında Seyfeddin Ayaba, Zeyneddin Beşare, Mübarezeddin Behramşah ve Bahâeddin Kutluğca gibi isimler bulunuyordu.
Sultan Kayseri'ye döndüğünde emirlerin saraya muhafızsız ve silahsız gelmeleri yönünde bir uygulama başlatıldı. Daha sonra emirlerin katıldığı bir ziyafet düzenlendi.
Ziyafetin sona ermesinin ardından saraydan ayrılan emirler tek tek tutuklandı. Beylerbeyi Seyfeddin Ayaba başta olmak üzere bazı emirler idam edilirken, Emir-i Âhûr Zeynüddin Beşare bir odaya kapatılarak açlıktan ölüme terk edildi. Diğer bazı emirler ise zindana gönderildi.
Tasfiyelerin ardından Emir Manuel Mavrozomes, Ayaba'nın yerine merkez beylerbeyi olarak atandı.
Emirlerin yakınları ve maiyetleri de tasfiyeden etkilendi. Bazıları ülkeden sürülürken, bazıları tutuklandı. Gulamlardan küçük yaşta olanların eğitimlerine devam etmeleri için taşthanelere gönderildiği, büyüklerin ise ellerindeki mallar alınarak serbest bırakıldığı aktarılmaktadır.
Tasfiye edilen emirlerin malları da hazineye aktarıldı.
Kilikya Ermenileri üzerine sefer
Keykubad'ın dış politikasında ticaret yollarının güvenliği önemli bir yer tuttu.
Antalya ve Çukurova'da saldırıya uğrayan ve soyulan tüccarların Kayseri'ye gelerek Sultan'a şikayette bulunmaları üzerine Ermeni topraklarına sefer düzenlenmesine karar verildi.
Antakya Princepsi IV. Boemondo'nun da Ermenilere karşı iş birliği teklifinde bulunması üzerine Selçuklu kuvvetleri üç koldan bölgeye gönderildi.
Selçuklu kuvvetleri ilerleyerek çok sayıda kaleyi ele geçirdi. Antalya subaşısı Mübarizeddin Ertokuş'un sahilden ilerleyerek Manavgat ve Anamur başta olmak üzere 40 kaleyi fethedip Silifke'ye kadar ilerlediği aktarılmaktadır.
Selçuklu ordusunun ilerleyişi karşısında zor durumda kalan Ermeni Kralı I. Hethum, Keykubad'a elçi göndererek barış istedi.
Yapılan yeni anlaşmayla Ermeniler, her yıl bin süvari ve 500 çarkçı neferini savaş hizmetine göndermeyi, daha önce belirlenen haracı 40 bin dinara çıkarmayı ve kesecekleri sikkelerde Sultan'ın adını bulundurmayı kabul etti.
Eyyûbîlerle ilişkiler
Keykubad döneminde Eyyûbîlerle ilişkiler de hem siyasi ittifaklar hem de askeri mücadeleler üzerinden şekillendi.
Artuklu hükümdarı Mes'ud'un Keykubad adına okunan hutbeyi kaldırması üzerine Mübarizüddin Çavlı kumandasında bir ordu gönderildi. Selçuklu ordusu Mes'ud'un kuvvetlerini yenerek bazı kaleleri ele geçirdi.
Keykubad, Moğol tehdidi karşısında Eyyûbîlerle iyi ilişkiler kurmak amacıyla esir aldığı bazı Eyyûbî kumandanlarını serbest bıraktı. Ayrıca siyasi bir evlilik yoluyla da ilişkileri güçlendirmeye çalıştı.
1227 yılında Eyyûbî meliklerinden Muazzam Şerefeddin Îsâ'nın kızıyla evlenen Keykubad'ın bu evlilikten İzzeddin Kılıçarslan ve Rükneddin Süleyman adında iki oğlu dünyaya geldi.
Suğdak Seferi
Karadeniz'deki Selçuklu hakimiyetini güçlendirmek isteyen Keykubad, Sinop'ta bir donanma inşa ettirdi.
Trabzon Rum İmparatorluğu'nun bölgedeki gelişmelerden yararlanarak Suğdak Limanı'nı ele geçirmeye çalıştığını öğrenen Sultan, Kastamonu emiri Hüsameddin Çoban'ı Karadeniz donanmasıyla Kırım Seferi'ne gönderdi.
Emir Çoban'ın Suğdak'ı fethetmesinin ardından şehirde bir cami inşa edildi ve Selçuklu askerlerinin bulunduğu bir garnizon kuruldu.
Ruslar da Suğdak'ın Selçuklu hakimiyetine girmesini tanımak zorunda kaldı. Ancak şehirdeki Selçuklu hakimiyetinin uzun sürmediği ve daha sonra Moğollar tarafından yeniden ele geçirildiği aktarılmaktadır.
Doğu Anadolu'daki beyliklere yönelik seferler
Keykubad, Moğol tehdidine karşı doğu sınırlarını güçlendirmek amacıyla Erzurum ve Erzincan çevresindeki siyasi yapıları Anadolu Selçuklu Devleti'ne bağlamaya çalıştı.
1228 yılında Mengüçlü Beyliği ortadan kaldırıldı ve Divriği dışında kalan Mengüçlü toprakları Selçuklu hakimiyetine katıldı.
Keykubad'ın oğlu II. Gıyâseddin Keyhüsrev Mengüçlü iline melik olarak gönderilirken, Antalya subaşısı Mübârizüddin Ertokuş da onun atabegi oldu.
Trabzon kuşatması
Keykubad'ın Erzincan'da bulunduğu sırada Trabzon Rumlarının Selçuklu hakimiyetindeki Karadeniz kıyılarına saldırdığı haberi geldi.
Bunun üzerine oğlu Gıyâseddin Keyhüsrev Trabzon'un fethiyle görevlendirildi. Mübârizüddin Ertokuş kumandasındaki Selçuklu ordusu Trabzon'u kuşattı.
Ancak günlerce devam eden yağmur ve şiddetli rüzgar nedeniyle Selçuklu ordusu dağıldı. Bu sırada Gıyâseddin Keyhüsrev Rumlar tarafından esir alındı. Trabzon İmparatoru Andronikos'un kendisine iyi davrandığı ve fazla bekletmeden babasına gönderdiği aktarılmaktadır.
Yassıçemen Muharebesi
Keykubad döneminin en önemli askeri gelişmelerinden biri 10 Ağustos 1230'da gerçekleşen Yassıçemen Muharebesi oldu.
Moğolların önünden kaçarak Azerbaycan'a yerleşen Celâleddin Harzemşah ile Anadolu Selçukluları arasındaki ilişkiler başlangıçta iyi durumdaydı. Ancak Harzemşah'ın Eyyûbîlere ait Harput'u kuşatması ve Erzurum meliki Cihanşah'ın onun hakimiyetini kabul etmesiyle ilişkiler bozuldu.
Keykubad, Harzemşah'ı bu girişimlerden vazgeçmesi ve Moğol tehlikesine karşı birlik oluşturulması konusunda uyardı. Ancak Harzemşah'ın Ahlat'ı ele geçirmesi ve Selçuklular üzerine harekete hazırlanmaya başlaması üzerine Keykubad, Eyyûbî hükümdarlarından destek istedi.
Keykubad ile Eyyûbî hükümdarı Melik Eşref'in kuvvetleri birleşerek Harzemşah'ın ordusuyla Yassıçemen'de karşı karşıya geldi.
Savaşta Harzemşahların büyük bir yenilgiye uğramasının ardından Selçuklu kuvvetleri Erzurum'u ele geçirdi.
Moğol saldırıları ve doğu sınırlarının güçlendirilmesi
Yassıçemen Muharebesi'nin ardından Moğol kuvvetleri Sivas'a kadar geldi ve bölgede yıkıma neden oldu.
Selçuklu kuvvetleri Moğolları Erzurum'a kadar takip etse de onlara yetişemedi. Moğol akınının ardından Gürcistan'a yönelik bir sefer düzenlendi ve Gürcü kuvvetleri yenilgiye uğratıldı.
Yapılan anlaşma kapsamında Gürcistan'daki bazı kaleler Anadolu Selçuklu Devleti'ne bırakıldı. Anlaşma kapsamında Gürcü Kraliçesi'nin kızının da II. Gıyâseddin Keyhüsrev'e verilmesi kararlaştırıldı.
Harput'un Selçuklu hakimiyetine alınması
Keykubad, Moğol tehlikesi nedeniyle doğu sınırlarını güçlendirmeye devam etti.
Eyyûbîlerin Ahlat bölgesinden çekilmesinin ardından bölgede bulunan Harezmli askerlerin Selçuklu hizmetine girmesi sağlandı. Kaleler onarıldı ve Ahlat önemli bir askeri merkez haline getirildi.
Ancak Ahlat'ın Selçuklu yönetimine girmesi Eyyûbîlerle ilişkilerin yeniden bozulmasına neden oldu.
Mısır hükümdarı Melik Kamil'in büyük bir orduyla Anadolu'ya ilerlemesinin ardından yaşanan mücadelelerde Eyyûbî kuvvetleri yenildi ve 1234 yılında Harput Kalesi Selçukluların eline geçti. Böylece Harput Artuklu kolu sona erdi.
1237'de Moğol tehdidine karşı diplomatik hamle
Keykubad, Eyyûbîlere karşı mücadeleyi sürdürürken 1237 yılında ordusunu Kayseri'de topladı.
Amacı Eyyûbîleri Güneydoğu Anadolu'dan tamamen çıkarmaktı. Bu sırada Moğol Büyük Kağanı Ögeday'ın elçileri Kayseri'ye geldi.
Keykubad, Ögeday'ın cihan hakimiyetini kabul ederek ona hediyeler gönderdi. Metinde bu diplomatik girişimin Anadolu'yu Moğol istilasından kurtardığı belirtilmektedir.
I. Alâeddin Keykubad nasıl öldü?
I. Alâeddin Keykubad, 31 Mayıs 1237 tarihinde Kayseri'de hayatını kaybetti.
Amid seferine hazırlanan Sultan, farklı topluluklardan oluşan ordusuna Kayseri'nin Meşhed Ovası'nda resmi geçit yaptırdı. Büyük oğlu Gıyâseddin Keyhüsrev'i Erzincan meliki olarak bırakırken, küçük oğlu İzzeddin Kılıç Arslan'ı veliaht ilan etti ve devlet ileri gelenlerine bu veliahtlığı kabul etmeleri için yemin ettirdi.
Ramazan Bayramı'nın üçüncü günü yabancı elçiler için büyük bir ziyafet düzenleyen Keykubad, burada yediği kuş etinden zehirlenerek aynı gece hayatını kaybetti.
Sultan'ın ölümüyle ilgili olarak oğlu Gıyâseddin Keyhüsrev tarafından zehirlendiği iddiası da aktarılmaktadır.
Keykubad'ın naaşı daha sonra Konya'ya götürüldü ve Alâeddin Tepesi'nde “Kümbed-hâne” adıyla anılan anıt mezara defnedildi.
I. Alâeddin Keykubad'ın eşleri ve çocukları
Mahperi Huand Hatun
Kalonoros'un Rum veya Ermeni hükümdarı Kir Fard'ın kızı olarak aktarılan Mahperi Huand Hatun, 1221 yılında Alanya'nın fethinin ardından Keykubad ile evlendi.
Bu evlilikten I. Alâeddin Keykubad'ın en büyük oğlu II. Gıyâseddin Keyhüsrev dünyaya geldi. II. Gıyâseddin Keyhüsrev, babasının ardından Anadolu Selçuklu tahtına çıktı.
Melike Adile Hatun
Eyyûbî Sultanı Melik Adil'in kızı ve Selahaddin Eyyûbi'nin yeğeni olarak aktarılan Melike Adile Hatun, 1227 yılında Keykubad ile evlendi.
Bu evlilikten İzzeddin Kılıçarslan ve Rükneddin Süleyman adlı iki oğul dünyaya geldi.
Melike Hatun
Erzurum Meliki Muğisüddin Tuğrulşah'ın kızı olan Melike Hatun, aynı zamanda Keykubad'ın amca kızıdır.
Kitabelerde “Melike İsmetü’d-Dünya ve’d-Din” unvanıyla anılan Melike Hatun'un Selçuklu hanedanına mensup ve yüksek statülü bir kadın olduğu belirtilmektedir.
Alâeddin Keykubad'ın kişiliği ve özellikleri
I. Alâeddin Keykubad, yalnızca askeri ve siyasi yönüyle değil, ilim ve kültür alanındaki ilgisiyle de öne çıkan bir hükümdar olarak anlatılmaktadır.
Âlimleri sarayında toplayan ve onları himaye eden Keykubad döneminde Necmeddîn Dâye, Ahmed bin Mahmudi Tûsî el-Kâniî ve Ahi Evren gibi önemli isimlerin Anadolu'yu tercih ettiği belirtilmektedir.
Bahaeddin Veled ile onun döneminde ve çevresinde yetişen Mevlânâ Celaleddin-i Rumi ve Sadreddin Konevî'nin de Anadolu'nun kültür hayatında önemli bir yere sahip olduğu aktarılmaktadır.
Keykubad'ın 17 yıllık saltanatı boyunca devraldığı ülkeyi siyasi, ekonomik ve askeri açıdan daha da geliştirdiği belirtilirken, bu başarının önemli unsurlarından birinin ticarete verdiği önem olduğu vurgulanmaktadır.
Ticaret yollarına ve denizciliğe önem verdi
Keykubad, babasının Selçuklu hakimiyetine aldığı Antalya ve Sinop limanlarından hareketle devletin sahil şeridinin genişletilmesine önem verdi.
Donanma faaliyetlerini geliştiren Sultan, ticaretin kuzey-güney ekseninde de ilerlemesini hedefledi. Alâiye'nin önemli bir Selçuklu limanına dönüştürülmesi ve Kıbrıs Krallığı ile Venedik Cumhuriyeti ile yapılan anlaşmalar, Selçukluların ve Selçuklu hakimiyetindeki tüccarların bölgedeki ticari konumunu güçlendirdi.
Anadolu genelinde kervansarayların inşa edilmesi de ticaret yollarının güvenliğinin sağlanmasına yönelik politikaların bir parçası oldu.
Gayrimüslim tebaasıyla ilişkileri
Alâeddin Keykubad'ın Müslüman tebaasının yanı sıra gayrimüslim tebaasıyla da iyi ilişkiler kurduğu aktarılmaktadır.
Genceli Giragos'un aktardığı bir olaya göre, Yassıçemen Muharebesi'nin ardından Sultan Kayseri'ye yaklaşırken Müslümanlar imamlarıyla, Hristiyanlar ise papazları, haçları ve çalgılarıyla onu karşılamak üzere yola çıktı.
Müslümanlarla Hristiyanların karşılamada ön sırada yer alma konusunda yaşadığı rekabetin ardından Hristiyanların ayrı bir yerde durduğunu fark eden Keykubad'ın onların yanına gittiği ve çalgılarını çalıp şarkı söylemelerini istediği aktarılmaktadır.
I. Alâeddin Keykubad'ın mimari ve kültürel mirası
Keykubad döneminde Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde kapsamlı imar faaliyetleri gerçekleştirildi.
Bu döneme ait kervansaray, kale ve saray kalıntıları Anadolu'nun farklı bölgelerinde günümüze kadar ulaştı.
Keykubad döneminin önemli yapıları arasında Kayseri yolu üzerindeki Keykubadiye Sarayı ile Konya-Beyşehir yolu üzerindeki Kubadabad Sarayı bulunuyor.
Konya'da vakfiyesi kayıtlarda bulunan Darüşşifâ-i Alâiye'nin de Keykubad tarafından yaptırıldığı aktarılmaktadır. Ayrıca Konya'da 1236 yılında yaptırıldığı belirtilen bir ılıca da Sultan'ın dönemine ait eserler arasında yer almaktadır.
Konya'daki Alâeddin Camii de Sultan Keykubad döneminin önemli eserleri arasında gösterilmektedir. Niğde'deki Alâeddin Camii ise Beşare bin Abdullah tarafından Keykubad adına yaptırılmıştır.
“Uluğ Sultan” ve “Uluğ Keykubad”
I. Alâeddin Keykubad, döneminde sahip olduğu siyasi ve askeri güç nedeniyle Türkmenler tarafından “Uluğ Sultan”, dönemin kaynak yazarlarından İbn Bibi tarafından ise “Uluğ Keykubâd” adı ve unvanıyla anıldı.
17 yıllık hükümdarlığı boyunca Anadolu Selçuklu Devleti'nin siyasi gücünü artıran, ticaret yollarını geliştiren, önemli limanları kontrol altına alan, doğu sınırlarını güçlendiren ve geniş çaplı imar faaliyetleri gerçekleştiren Keykubad, Anadolu Selçuklu tarihinin en dikkat çekici hükümdarlarından biri olarak öne çıktı.
31 Mayıs 1237'de Kayseri'de hayatını kaybeden I. Alâeddin Keykubad'ın naaşı Konya'ya götürülerek Alâeddin Tepesi'ndeki Kümbed-hâne'ye defnedildi.





