Hindistan’daki kudretli Türk Moğol İmparatorluğu tarihinde en uzun süreli saltanata sahip olan Evrengzib şah, 88 yaşında öldü. Ölümünden 8 gün önce oğlu Azam şah’a dünya hayatı ile ilgili çok ibretli bir mektup yazdı.
Pek değerli düşünceleri yansıtan bu mektubu bugün kü yazıma konu yapıyor ve dikkatlerinize sunuyorum. Büyük İmparator ölüm döşeğinde oğluna şunları yazıyordu.
“Oğlum, afiyette daim ol, sağlıcakla kal, kalbim senin sevginle ve senin iyiliğin için çarpıyor. İhtiyarlık geldi, bedenimden gücümü aldı götürdü. Gözlerim şimdi görmüyor. Cennet inancı, insanlara dünyadan ellerini çekme zamanında bir iç rahatlık veryor. Ne mutlu bu iç rahatlığı içinde ve cennet ümidi ile gözlerini kapayanlara.
Oğlum, bu dünyada bir garip yolcu olarak geldi, yine bir garip yolcu olarak gidiyorum. Ne olduğunu bilemedim. Nereye gittiğimide bilemiyorum. Şimdi amel terazimin kefelerinde iki şey var; İşlenen iyilikler, önlenemeyen ve işleen günahlar, suçlar. Hangisi ağır basarsa ömrün ölçüsü işte budur.
Kudret zamanında şefkatliimidin? Affetmesini bildinmi? Karşıdaki suçlu olsa onu muhasamanın okşamasıyla sarabildinmi? Hastaya şifa, aç olana yiyecek, çıplağa giyecek, hasret içinde olana kavuşma suna bildinmi? Hakkı haksızlıktan ayıra bildinmi?
İşte amelleri ölçen terazinin kefesine ağırlık olan altından değerli, pırlantadan pahalı, zümrütten kıymetli şeyler bunlardır. Olgun insan odur ki bunların değerlerini can tenden çıkmak üzere iken değil, ölümün hatırlanmadığı delikanlılık çağından itibaren bilir ve onları kafasına ve gönlüne ışık kaynağı yapar.
Oğlum ya terazinin keder kefesinde neler var? Günah denen şey, gönlüne sadece keder veren şeydir. Bu keder, iyi amellerin yokluğundan, günahların çokluğundan doğar. Hoş görürlük, yerini kin ve intikama, sukunet yerini hiddete, hak, yerini haksızlığa, şefkat yerini merhametsizliğe bırakırsa; işte o zaman benliğinde keder ağacı filizlenir. Cehennem dediğimiz şeyde işte bu günah ve keder filizleri ile örülür.
Oğlum, zamanın boşa geçtiği endişesi yüreğimde ve devası olmayan bir hastalık halinde çöreklenmiş yatıyor. Zaferler, savaşlar dudaklarımın arasından çıkan sözlerle bağışlanan veya son bulan haklar ve hayatlar.
Şimdi bunların hepsi birer efsane.. Bu gerçeği gençlik ve iktidar çağımda anlaya bilseydim, elbette işlerimde daha düşünceli ve daha dikkatli olurdum. Davranışlarımda haksızlık ve musahamasızlıktan daha çok çeknirdim. İnsanların en büyük kusuru nedir bilirmisin oğlum? İnsanları gözleri, ne önünü ne arkasını ve nede içini göremiyor. Hayatın devamlı olmadığını, ancak son nefesin bedenden çıkmak üzere olduğu anda anlaya biliyoruz. Fakat Ömer Hayyam’ın dediği gibi: O zaman ömür gemisi, hayat limanından demir alıp kalkmış oluyor.
Dinle oğlum! Ölüm, istikbalden birşey ümit edilmediği anda başlar. İnsan kendi geleceği hakkında böylesine çaresizlik içinde iken bir sürü insanların yüklerini sırtlamak ne demektir? Gl gör ki, bunun vebal korkusu ancak, beller iki büklüm, gözler fersiz, kalınca düşünülür oluyor.
İşte oğlum sana öğüdüm o dur ki, her ikbal ve haşmet sahibinin büyük imtihan gününe sende hazırlanmalısın. O güne hemde şimdiden, fırsatlar elden gitmeden hazıranmalısın. Ben bu imtihanı vermek üzere aranızdan ayrılıyorum ve Halik’in huzuruna gidiyorum.
Hadislere yön veren Yüce Allah’ın (C.C.) tesbit ve tayin ettiği an gelmeden bir yaprak dahi kıpırdayamaz. Bize düşen sadece gücülüzü hayra ve iyiliğe kullanmaktır.
Sizi Allah’a emanet ediyorum. Sizde Hak yolunda daim olunuz.”
Evrengzib Sultanın ölüm döşeğinde yazdığı bu ibretli mektup hepimize hayat yolculuğunda rehber olacak özde ve değerdedir. Yazımıza Ankebut suresinin 64. ayetinin mealiyle son verelim.
“Bu dünya hayatı sadece oyun ve oyalanmadır. Asıl hayat, ahiret yurdundaki hayattır. Keşke bilseler.”
Yüce Yaradanın verdiği, akıl, sağlık, ve ömür nimetlerini değerlendirecek büyük imtihan gününe hazırlana bilenlere ne mutlu!