Yalnız günlerime bir telefon haberi telaş katıyor. Babam Haydarbeyli Karakoluna telefon etmiş ve bir not bırakmış.”Oğlum durmasın köye çabuk gelsin” demiş. Bu telefon haberi düşüncelerimi alt üst ediyor.. Karmaşık duygular içerisindeyim. “ Beni neden bu kadar acele bekliyorlar” diyorum.
Düşündüklerini yapamayan bir çaresizlik çıkmazındayım. Günlerdir devam eden yağmur umutsuzluğumu iyice artırıyor. Haydarbeyli Yozgat a uzak bir köy. Bu yolu yaya gitme imkânım yok. Çaresiz duygular içerisinde kendimle savaşıyorum. Neden, niçin ben buradayım. Neden kalkıp gidemiyorum?. Babam neden çabuk gelsin oğlum demiş?. Bütün bu duygular yıpratıyor beni..
Akşam ezanıyla birlikte kapım çalınıyor. Öğretmen arkadaşlarım gelmişler. Osman Hoca en sevdiğim dostlarımdan birisi. Yakın bir köyde öğretmenlik yapıyor. Zaman zaman beni ziyarete gelip bu fakirhaneyi şenlendiriyorlar.
Kaldığım mekân eski bir köy odası, bir oda bir de küçük salon. Salon dedimse giriş holi.. Bu kısmı mutfak olarak kullanıyorum. Bahri amca öğretmendir diye bize hatır için verdi… Misafir odam da yatak odam da salonum da burası. Misafirleri de burada karşılayıp konuk ediyorum. Eskilerin en lüks hanesiymiş buralar. Üzeri dam çatılı bu köy odasını toprak dökülmesin diye kağıtla kaplayıp odayı kağıttan eve çeviriyorum..Gelen konuklar odanın bu haline gülüyorlar sonra da “Güzel olmuş” diye beni teselli ediyorlar.
Bir valiz dolusu kitabım var. Gerçek dostlarım onlar. Onlarla yalnızlığımı paylaşıyorum. Okumak benim en büyük sevdam olmuş ,bunlar da benim dostlarım. Bazen yalnız kaldıkça anılarımı yazıp saklıyorum. Kimselere de okutmam onları. Kitaplar ve hatıralarım yalnızlığımın en acı en gerçekçi dostları. .Kitap kağıt ve kalem benim en iyi dostlarımdır. Bir de sevdiğim değer verdiğim çocuklarım örgencilerim var… Onlar için buradayım onlar için sıkıntılara katlanmaktayım…
Bir defasında Karakol Komutanı bu fakirhaneye uğrayıp “Hoca karakola gelmiyorsun kahvelere de çıkmıyorsun nasıl geçiyor zamanın” demişti. “Komutanım benim onlarca arkadaşım var” dedim. Komutan gülünce valizi açıp kitaplarımı gösterdim.” İşte bunlar benim arkadaşlarım yalnızlığımı bunlarla paylaşıyorum “ dedim. Komutan da güldü ben de güldüm..
Düşüncelerimle savaşıyordum. Her gece tükenmeyen asırlara bedel oluyor. Güneş bir türlü yüzünü göstermiyor. Günlerime acı ve hız katan bu telefon haberi yok mu “Keşke hiç telefon etmeseydi babam” diyorum. Düğüm oluyor boğazımda hem de kördüğüm.
Sabahleyin bir otobüs kornasıyla kalkıyorum. Bu bizim için müjdeli bir haber sayılıyor. Yozgat a gitme ihtimalimiz doğuyor. Çamur ve yağmurdan kaç gündür Haydarbeyliye otobüs girmiyor. Bugün kafamdaki düğümü bu otobüs çözecek diyorum ve öğretmen arkadaşlarımı uyandırıyorum Ömür biter yol bitmez derler bu defa da yolun bitmeyeceğini düşünüyorum. Otobüse nasıl bindiğimi kiminle yan yana oturduğumu unutup hayallere dalıp gidiyorum. Yağmur ince ince yağmaya devam ediyor. Ben ağlıyorum gök ağlıyor. Nedenini bilmediğim bir acıya matem tutuyorum, sıkıntılarım katlanamadığım bir acıya dönüşüyor yüreğimi yakıyor.
Maceralı bir yolculuktan sonra Yozgat a ulaşınca. Öğretmen arkadaşlarımı da unutup, Köyün minibüslerini arıyorum. Köylüleri bulup telefonla gelen acı haberi öğreniyorum..Bir film şeridi gibi eski anılarım gözümün önünde canlanıyor..
Çocukluğumu yaşadığım o garip viran hanede babamı ocak başında ağlarken buluyorum. “ O yok artık onu kaybettik “ diyorlar. Evimizin alt kısmındaki mezarlığa gidiyorum. Taze bir toprakla kapatılmış baş ucuna isimsiz bir taş dikilmiş yeni bira mezarla karşılaşıyorum. “İşte burada yatıyor “ diyorlar. Yumuşacık anne kucağı gibi.. Bir ömür boyu birlikte yaşadığım can dostum analar anası Anadolu’nun has kadınını kaybetmişiz ağlamasam olur mu?. Her anneler günü geldiğinde ben bu anıyı göz yaşlarımla yeniden yaşarım.