Bir Brezilya atasözüne göre: bugünümüz geçmişten miras değil, gelecekten emanettir.
Seçimlere 6-7 ay kala açıklanan af paketi adeta Pandora' nın kutusu gibi…
Efsaneye göre, Zeus kendinden ateşi çalıp insanlara veren Prometheus'un kardeşi Epimetheus'a balçıktan yapılmış tanrısal güzellik ve zekâya sahip Pandora'yı eş olarak gönderir. Epimetheus kardeşinin tüm uyarılarına karşı Pandora ile evlenir. Zeus, Pandora'ya evlilik hediyesi olarak topraktan yapılmış, çömlek benzeri bir kutu hediye eder ama bu kutu asla açılmamalıdır. Bir süre sonra merakına yenilen Pandora, kutuyu açar ve içinden hastalık, kıskançlık, savaşlar, depremler, gibi tüm kötülüklerin dünyaya yayılmasına neden olur. Son anda kapattığı sandığın içinde ise geriye sadece umut kalır.
Ne yazık ki hükümet kayığındakiler de bir sandık açtılar ki içinden sadece geleceğe dair umut çıkamadı…
Böylesine zekâ dolu (!) fikri sanıyorum Türk Telekom' un “Borçları tatlıya bağlayalım” kampanyasından esinlediklerine bahse girerim…
Bilindiği gibi Türk Telekom 1 Eylül 2006 tarihine kadar olan ayrıca 2007,2008 ve 2009 yılına ait borçları nedeniyle sözleşmeleri iptal edilen müşterileri için 'Tatlıya Bağlayalım' kampanyası başlatmıştı. 15 Haziran 2010 tarihine kadar süren kampanyadan müşteriler avantajlı ödeme koşullarıyla borçlarını kapatarak yeniden hat sahibi olabilmişti. Gecikme bedeli ve reeskont faizlerinde yüzde 90 oranında indirim yapılabilmesi yanında masraflar tahsil edilmediği gibi vekalet ücretlerinde de ciddi kolaylıklar sağlanacağı vaat edilmişti.
Peki şimdi gelelim kırılma noktasına: bugüne kadar borcunu, cezasını, faizini günü gününe yatıranların ne suçu var Allah aşkına?...
Böylesine bir beklenti ile bundan böyle hiçbir sanayicinin, esnafın, işadamının hatta ve hatta sıradan bir vatandaşın bile vaktinde borcunu, cezasını yatıracağına inanıyor musunuz?
Bu durum, Devletin gelecek nesillerin kesesinden hovardalık yaparak gelecek seçimleri garantiye alma gayretinden başka bir şey değildir.
Bundan böyle de ufukta görülen kırık orman arazisi olarak adlandırılan (2B) yerlerin özellikle oy alamadıkları sahil bölgelerindekileri satmaya hazırlanmaları gayretkeşliğine ise söyleyecek söz bulamıyor ve kesinlikle içime sindiremiyorum…
Eskiden Demirel ve Ecevit genellikle seçimleri kazandıklarında “Enkaz devraldık” diye sözlerine başlarlardı…
Korkarım ki mevcut hükümet 2011 Yılında hükümeti devrederken ortada “Enkaz” bile kalmayacak…
Sonra kimin parasını, ne hak ile siliyorsunuz anlayamadım?
Devlet denilen o muazzam organizasyonun ortakları kim: sen, ben, biz, siz, onlar… değil mi?
Örnek vermek gerekir ise adı üstünde “İşletme” yani kâr eden, kârı ile Devlete gelir getiren bir kuruluş… Bunun alacaklarını silmeniz ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu' da kaçak elektrik kullananlar arasında ne fark kalır ki?
Adam üniversitede okurken Devlet' ten borç para almış, aradan 20 sene geçmiş borcunu ödememiş, sen faizini siliyor anaparayı da 36 ay vadeli olarak geri almaya çalışıyorsun, vay be…
Pardon ama kimin parasını kime peşkeş çekiyorsun?
Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı borç silme operasyonunu gerçekleştirenlere sormak lâzım: hemen her kurum ve kuruluşu dejenere ettikten sonra şimdi de Devletin egemenlik gücünün dibine kibrit suyu dökerken sizden sonra gelenler alacaklarını nasıl tahsil edebilecekler?
Zaten Devlet'e vergiyi Kızılay' a bağış yapmak olarak algılayan sanayici, iş adamı, borsacı, esnaf yeni beklentilere girince nasıl vergi, ceza, harç, şerefiye alabileceksiniz, nasıl dönecek bu geminin çarkları, sahi siz de bu gemide değil misiniz?
Sizce de işbaşındaki emanetçiler bugünü miras olarak mı algılıyorlar yoksa emanet mi?