MÜBAŞİR, 'başlıyor, duruşma başlıyor!' diye avazı çıktığı kadar bağırdı. Koridoru dolduran insanlar, birbirleriyle konuşurken oluşan ses kirliliği, uğultu birden yerini kısa süreli sessizliğe bıraktı.. Kafalar aynı yöne çevrilip, tüm gözler mahkeme kapısı önünde duran kırmızı apoletli, lacivert takım elbiseli mübaşire kilitlendi. Mübaşir, yarı açık kapıdan içeriye girer girmez, korudardaki sessizlik, yerini tekrar gürültü kirliliğine ve uğultuya bıraktı. Kısa süre sonra mübaşir tekrar kapı önünde belirip, davalı ve davacının isimlerini okurken, sessizlik koridoru kapladı. Sessizlik demişsem, neredeyse nefesler bile tutulmuş gibi.. Mübaşir, yine avazı çıktığı kadar, 'davacı vekili avukat Salih Demirellll... davalı vekili avukat Ümit Özkaaaaan!' diye seslendi.. Bir sağa, bir sola bakıp, tekrar içeriye daldı. Davalı-davacı-avukatlar içeriye girerken, davalı ve davacının şahitleri de koridorun farklı bölgelerinde kümelenip, 'fıskos' yaparak, sohbete daldı. Bir ara şahitlerin konuşmalarında ses tonları yükselince, mübaşir kapı da belirleyip, daha öncekilerden farklı, biraz kızgın, kaşlarını çatarak, 'içerde mahkeme var, reis bey kızıyor, hepinizi içeri atar!' uyarısında bulunup, tekrar salona döndü. Sesler kesildi, koridorun duvarına yaslanıp, ayakta duranların önemli bölümü, çömelip, derin düşüncelere daldı.. Bazıları da yanlarında getirdiği çocuklarını dizlerine, omuzlarına yatırıp, sessizce beklemelerini tembihledi...
Adı üstünde hükümet konağı
Yozgat Valiliğinin taş binası, o yıllarda tüm resmi kurumları bünyesinde barındırırdı. O nedenle de 'Hükümet Konağı' adı verilmişti.. Valilik makamına orta kapıdan, Adliyeye ise, şimdiki 'Göç İdaresi Bürosu'nun bulunduğu kapıdan, diğer kurumlara da, Nüfus Müdürlüğü'nün bulunduğu kapıdan girilirdi. Göç İdaresi Bürosunun bulunduğu koridor ile hemen üzerindeki bölüm 'Adliye' koridoruydu.. Alt katta mahkemeler vardı, üst katta Savcı ve Ağır Ceza Mahkeme salonu yer alıyordu. Koridorlar, dolaplarla kapatılmış, mahkeme dosyaları burada arşivleniyordu. Şimdi 'yemekhane' olarak kullanılan bölüm ise, hükümlü ve tutukluların tutulduğu salondu. Cezaevi arabası gelir, öncesinde jandarma tedbir alır, hükümlü ve tutuklular jandarma gösetiminde araçtan indirilip, buradaki demir parmaklıklar arasına konurdu...
Davacıyım Hakim beğ...
Duruşma başladı. Av tüfeği ile kasığından ateş edilerek vurulduğunu iddia eden orta yaşlardaki kadın, 'davacıyım hakim beğ!' diyerek, olayı anlatmaya başladı. Babacan tavırlarıyla tanıdığımız Savcı Ali bey, kaşlarını çattı, 'Kızım' dedi, 'Av tüfeği ile ateş edeni görmedim, arkadan ateş etti diyorsun, sonra da kasığıma isabet etti, deyip, sanıktan davacı oluyorsun?' sorusunu yöneltti. Kadın, 'Benim arkam dönüktü, sesi duyunca döndüm, o da ateş etti, yere düşüp, bayılmışım' şeklinde soruyu yanıtlarken, ani bir hareketle eteğini kaldırdı, 'aha burama isabet etti!' deyince, salon buz kesti, dava başka tarihe ertelendi...