Siyasi partilerin ellerinde içi dolumu, boşmu bilinmez birbirinden ilginç yolsuzluk dosyaları dolaşıyor.
    Birisi diyor şurdan sen şu kadar aşırdın, biri diyor sende şurdan şu kadar.
    Ateş olmayan yerden duman tütmez derler. Her halükarda yırtılan Tüfekçi Bekir'in yakası.
    Yani her şartta etkilenen, zarar gören biz zavallı vatandaşlarız. Kimi önce vatan diyor, kimi canım ülkem diyor, kimi taşına toprağına kurban olurum diyor. Nafile…
Ama biz heyecanlanıyoruz. Göğsümüz kabarıyor. Umut doluyoruz. Fakat bir gerçek var. Rekabet ettiğimiz muasır medeniyetler eğitimde, sağlıkta, güvenlikte, ekonomide, soysal güvenlikte, istihdamda, her alandaki zenginlikte sermayelerini katlarken biz yine işsizlik, fakirlik, terör, eğitimsizlik ve sağık alanındaki yoksulluklarla boğuşuyoruz.
    Kimi diyor bizim iktidarımızda bereket var, kimi diyor onun iktidarında uğursuzluklar var.
    Kimi diyor yağmur, yağdırıyoruz, güneş açtırıyoruz, kimi diyor sizin yüzünüzden deprem oluyor.
    Öz kaynaklarımız harekete geçirilse çok rahat yaşayan mutlu insanlarla dolu bir Türkiye ortaya çıkacak. O onu engelliyor, o onu.
    Yine Üniversite mezunlarımız boş geziyor, üretken beyinlerimiz atıl kalıyor. Adaletsiz gelir dağılımı, sosyal günceden yoksun fakir ailelerimiz ve varlık içinde yokluk çeken bir millet.
    Sularımız boşa akıyor biz susuzluk çekiyoruz. Yer altı ve yer üstü kaynaklarımız işletilemiyor. Eline fırsat geçen önce ben diyor.
    Ne zaman Önce Vatan ilkesi harekete geçecek. Ne zaman hayır dualarımızı alacak bir iktidara sahip olacağız. Ne zaman bereketli günlere kavuşacağız.
    İşte naçizane öneri olarak yozlaşmış takoz koyma siyasetine Halil İbrahim bereketini çözüm olarak sunmak istiyorum sizlere.
    “Vaktiyle birbirini çok seven iki kardeş varmış. Büyüğü Halil, küçüğü ise İbrahim. Halil evli çocuklu. İbrahim ise bekarmış.
    Ortak bir tarlaları varmış iki kardeşin. Ne mahsul çıkarsa, iki pay ederlermiş. Bununla geçinip giderlermiş. Bir yıl, yine harman yapmışlar buğdayı İkiye ayırmışlar. İş kalmış taşımaya.
    Halil, bir teklif yapmış. İbrahim kardeşim; Ben gidip çuvalları getireyim. Sen buğdayı bekle demiş. Peki, abi demiş İbrahim. Ve Halil gitmiş çuval getirmeye.
    O gidince, düşünmüş İbrahim Abim evli, çocuklu. Daha çok buğday lazım onun evine.. Böyle demiş ve Kendi payından bir miktar atmış onunkine. Az sonra Halil çıkagelmiş. Haydi İbrahim. Demiş, önce sen doldur da taşı ambara. Peki abi. İbrahim, kendi yığınından bir çuval doldurup düşer yola.
    O gidince, Halil düşünür bu defa Der ki: Çok şükür, ben evliyim, kurulu bir düzenim de var. Ama kardeşim bekâr.
    O daha çalışıp, para biriktirecek. Ev kurup evlenecek.
    Böyle düşünerek,Kendi payından atar onunkine birkaç kürek. Velhasıl, biri gittiğinde, öbürü, kendi payından atar onunkine. Bu, böyle sürüp gider. Ama birbirlerinden habersizdirler.
    Nihayet akşam olur. Karanlık basar. Görürler ki, bitmiyor buğdaylar. Hatta azalmıyor bile. Hak teala bu hali çok beğenir. Buğdaylarına bir bereket verir, bir bereket verir ki...
    Günlerce taşır iki  kardeş, bitiremezler. Şaşarlar bu işe. Aksine çoğalır buğdayları. Dolar taşar ambarları.
    Bugün 'Bereket' denilince, bu kardeşler akla gelir. Bu bereketin adı: Halil İbrahim bereketidir.
    Ne olur iktidarlarımız da çoluk çocuk yetiştiren, kısıtlı imkanlarla ayakta durmaya çalışan vatandaşlarına bir şeyler verebilmek için özverili çalışsalar. Zaten ihya olmuş çevrelerinin artılarından haberdar olup garibi gurebayı düşünseler.
    Bu ülke şahlanmaz mı?
    HEPİNİZİN EVİNİZE VE HAYATINIZA HALİL İBRAHİM BEREKETİ DİLERİM.