Aslında her ev bugün bir kadın tarafından yönetiliyor. O evin ekonomisi, gelecekte ihtiyaç duyacağımız çocukların eğitim hayatı, ihtiyaç duyduğumuz en temel duyguların başında olan aile birliği ve bütünlüğü... Buradaki örnekler çoğaltılabilir ama yöneten kişi çoğunlukla hep aynı kalır. Ama uzaklaşıp resmin bütününe baktığımızda ise dünyadaki her yedi ülkeden altısının bir erkek lider tarafından yönetildiğini görüyoruz. Aynı düzen ve sistemde gidildiği takdirde kadınların ve erkeklerin eşit yönetim hakkına, 60'dan fazla yıl sonra ulaşılabileceği ortaya çıkıyor maalesef. Bu neredeyse ortalama bir insan ömrüne denk geliyor.

Söylerken belki kulağa az geliyordur ya da tek seferde çıkıyordur ama aslında hazin bir tablo bu. Peki bu bir denk geliş mi? Tesadüfler silsilesi mi? Tabii ki hayır. Her şey gibi bu süreçlerin de bir sebebi bir sessizliği var. Belki aynı hakları aynı uygun koşulların oluşturulmaması. Süreç böyle olduğunda zannediyoruz ki olan kadına oluyor daha doğrusu olmayan...

Kadınların var olduğu ya da olamadığı her masa bizleri toplum olarak ülke pek tabii dünya olarak her zaman ya ileri taşır ya da geri götürür. Eğer bugün her evi bir kadın yönetiyorsa, o masalarda olmak liderlik vasfını taşımak bir kadın için onur ve gurur duyulacak bir meseledir. Bu sadece kadınların değil kadın erkek herkesin meselesidir. Nüfusun yarısını oluşturan bir kitleden bahsettiğimizi unutmamak gerekir.

Dünya çapında yapılan istatistiklerde görülmüştür ki;

Dünyada parlamento koltuklarının yüzde 27,4'ü, bakanlık görevlerinin yüzde 22,4'ü kadınlara ait. Dünyadaki 175 yüksek mahkeme başkanından yalnızca 31'i kadın. Halka açık şirketlerin yönetim kurullarındaki koltukların yüzde 25,1'i kadınlara aitken genel müdürlerin yalnızca yüzde 5,8'i kadın. Günün sonunda her zaman gelinmesi gereken tek bir nokta vardır. bu sadece kadınları ilgilendiren bi mesele değildir. Bunu sadece toplum olarak değil dünya olarak öncelikli bir mesele haline getirdiğimiz gün bir şeyler için de yol almış oluruz elbette.