Yozgat Valisi Aziz Bey, konukları almak üzere Kayseri'ye kadar gelmişti. Yağmur dinse mesele yoktu, hemen hareket edebilirlerdi. Ne var ki; yıllardır böyle bir yağmur görülmemişti. Bardaktan boşanırcasına yağıyordu. Yozgat'a otomobillerle gidileceği için yollardan endişe edenler vardı.
Aziz Bey: “Yozgat halkı büyük kurtarıcıyı bu gün bu gece aralarında görmezse gözüne uyku girmez. Hareket edelim." dedi.
Öğleden sonra hareket ettiler yol boyunca köylüler kurbanlarla bekliyorlardı. Toplulukları gördükçe arabasından inerek hatırlarını soruyor, dertlerini dinliyorlardı.
Boğazlıyan ilçesinde kısa bir moladan ve Hükümet Binası balkonundan halkı selamladıktan sonra, yollarına devam edip, gece geç vakit Yozgat'a girdiler. Karşılama töreni yapılmaması istenildiği halde o gece yediden yetmişe çevre köylerden gelenlerle Yozgat ayaktaydı. Hem de yağmur altında.. Gündüz beklemişler, akşamdan sonra geleceğini öğrenince dağılmamışlardı. Herkesin elinde bir fener vardı.
Meydana koca bir ateş yakmışlardı. Birkaç yüz atlı şehrin dışında Atatürk'ü karşılayacak, Hükümet Konağı önüne gelecekti. Öyle oldu. Bir ışık seli Yozgat'a aktı.
Atatürk, eşi Latife Hanım ve arkadaşları geceyi "Miralay Şerifbey Konağı”nda geçirdiler.
Ertesi gün 16 Ekim 1924 sabahı Atatürk, doğruca beraberlerinde Yozgat Milletvekilleri olduğu halde, halkın alkışları ve "Çok yaşa Büyük Gazimiz" dilekleriyle yürüyerek Hükümet Konağına geldiler. Memur ve öğretmenleri kabul ederek, her birinden görevleri ve faaliyetleri hakkında bilgi ve izahat aldılar.
İKİNCİ BÜYÜK ZİYARET (3 Şubat 1934)
İtalya diktatörü Mussolini'nin havaya kalkan elini azametli bir tehditle doğuya doğru uzatıp; "Bizim Deniz" diye haykırdığı, Antalya hülyasını aklından geçirdiğinde Atatürk, Anadolu'nun bağrından cevap vermek Üzere 01 Şubat 1934 günü gece yarısı yola çıkarlar. O sene kış o kadar şiddetlidir ki, yollardan otomobillerin değil kurtların bile geçmesi müşküldü.
Daha Ankara'dan ayrılışlarından 50 km sonra tipi başlamış, Beynam köyünden itibaren yollarına kar altında devam etmek zorunda kalmışlardı.
Yolda döküle döküle, hatta Atatürk'ün arabası bile birkaç kere batağa saplanmak suretiyle ve bizzat kendisinin de itmeğe mecbur kalması şartıyla ilerliyorlar.
İşte 16 saat süren bu yorucu ve zor seyahatte, Yozgatlılar Çiçekdağ hududundaki Keklikali belinin karını nefesleriyle temizlemiş, derin bir sevinç içinde Ata'larını bekliyorlar. Resmi bir merasim yapılmayacağı tebliğ edilmesine rağmen halk hazırlanıyor, çok dar olan bir zaman içinde ne yapılması mümkünse başarmaya diniyordu.
Saatler geçtikçe şehirdeki halkın heyecanı genişliyordu. Nihayet 3 Şubat 1934 günü saat 5'de Yerköy'den hareket ettikleri müjdesi alınıyor. Milli kıyafet giyinmiş bir atlı grubu, Yerköy'de davul ve zurnalarla Atatürk'ü karşılamış, tezahürat içinde Yozgat'a hareket etmişti. Yol boyunca cirit oyunlarıyla Atatürk'e refakat etmekte idiler. Kar atların dizkapaklarını aşıyor ama kimse aldırış etmiyordu.
Saat 16.20'de şehre giren eşsiz konuk coşkun bir alkış tufanı, yaşa, varol sesleri içerisinde, Lise'ye, Halkevine, Belediye ve kumandanlık dairesine gidip ordu mensuplarına iltifatta bulunuyorlar. Hükümet konağında soba başında yorgunluk kahvesini içen Atatürk, Belediyede yapılan toplantıda şehrin imarı konusundaki çalışmaları inceledi.
Vali Baran Beyin kızları Ayhan Baran Atatürk'ün Vali Konağına gelişleriyle ilgili anılarında, "işte o an, Gazi ağır ağır ve büyük bir vekar içerisinde konağın daracık merdivenlerinden çıkıyorlardı. Mini mini elim onun dünyalara hükmeden avuçları içinde bir kuş gibi çırpınmıştı.
Küçük yaşıma rağmen, Gazi'nin altun renkli saçlarının asıl alnında uçuşunu, çelik mavisi keskin bakışlarını, gribl renkte kalın kış paltosunu, elindeki ayni renkte kalın kenarlı kasketini ve lacivert, bej gri karışımı jakarlı süveterini, aynı renkte gribl golf takımını hiç unutmamak üzere seçebilmiştim. Gazi Hazretleri gelişleriyle evimizde bir bahar havası estirmiş, kara kışın kapkaranlık bir gecesi de, güneşten daha parlak bir ışık kaynağı gibi aydınlatmıştı içimizi.
Artık, saatler rüzgâr hızı ile geçiyor, neşe ve sevinç dolduruyordu her yeri.
Bir ara, Gazi'nin Beybabama isim vereceği ve bizim de odada hazır bulunmamız gerektiği haberi verilmişti. Biz dört kardeş, Gazi'nin odasına girdiğimiz zaman, Gazi'yi ayakta konuşma yaparken gördük. Beybabam ayakta heyecandan sapsarı, titriyordu. O sırada, Gazi tarafından Beybabama verilen bir mektupla adı Bekir Sami iken, "BARAN" özadı olarak değiştirilmişti.
Aradan yine dakikalar geçiyordu. O gece çok neşeli olan Gazi, anneme ilk defa samimi bir aile sofrasında bulunduğunu söylemiş, annem tarafından yapılan Çerkez Tavuğu, O'nun en çok sevdiği yemekler arasında imiş. Gazi, beni kendisine çekip iki elimden sımsıkı tutarak, ince ve tatlı bir sesle bana, "Beni sever misin" diye sordu.
Kahverengi bakışlarım O'nun keskin, gözler kamaştıran mavi bakışları altında, "bütün sevgilerim sizin içindir" cevabını verirken başımı öne eğmiştim. Başımı kaldırdığım zaman Gazi'nin yanaklarından sızan gözyaşlarının birer pırlanta gibi parıldadığını gördüm.
Dünyanın en büyük insanı ağlıyor ve ben, bir Türk çocuğu dünyanın en büyük heyecanı ile sarsılıyordum. Annemle Beybabamın arasında oturan Gazi, titreyen elleri ile ellerimi Afet Hanımefendiye uzattı. O gece ablamın adı Afife iken, Bilge, Müfid'in adı Mete olarak değiştirilmişti."
50 YILLIK CEZA ALSAK NE OLURDU Kİ!..
Atatürk'ün 86 yıl önce gerçekleştirdiği Yozgat ziyareti ve insanların kalplerinden koparcasına sunduğu sevgi selini görünce “ceza safsatası”nı duyup da inananlara teessüfler olsun!Türk Milleti'nin bağrından çıkardığı, ordusunu muzaffer kılan kudreti ruhunda yaşatan Atatürk'ü bu gün bir kez daha misafir edecek Yozgat!
Aklım erdiği gün Atatürk'ün Yozgat'a 50 yıl ceza verdiğini söylediler.
Böyle bir safsata, böyle bir yalanla büyüyor Yozgat çocuğu.
Sonrasında gerçeği görmek benim gibi herkese kısmet oluyor mu bilmiyorum ama bir bildiğim var ki, Yozgatlılar da, dışarıdaki insanlar da hala bu safsataya inanıyor.
Ama ben olsun diyorum,
Türk'e Anadolu'yu yurt kılan, dinini, imanını, milliyetini özgürce yaşamasına vesile kılan Büyük Türk çıkardıysa bu millet Yozgat'ın cezası da 50 değil 100 yıl olsun!
O'ndan gelecekse bu kente ceza razıydım.
Hoş geldin Paşam, Atam, Kahramanım…
Mekanın cennet, kabrin nur olsun!