TÜRKİYE tarihinde yaşanan önemli hadiselerden birinin tarihidir.
Türkiye’de Cumhuriyet döneminde, ilk defa Türkçüler, kutsal bildikleri devleti yönetenler ile karşı karşıya geldiler.
Yılların ezilmişliği, sindirilmişliği ve suskunluğunun bir volkan misali patladığı gündür 3 Mayıs.
Milli değerlerimizin daha fazla tahrip edilmesine seyirci kalınamayacağının ispatıdır.
Tabi ki 3 Mayıs’ın yolbaşçısı, önderi, lideri merhum Hüseyin Nihal Atsız Bey’i bu günde anmamak ve atlamak olmaz.
Bu nedenle Merhum Atsız Bey’i, Osman Yüksel Serdengeçti’yi ve isimlerini sayamayacağım tüm yiğit Türk aydınlarını ve gençlerini rahmetle anıyorum.
Yozgat, Türk Milliyetçiliği’nin kalesi olarak anılan ve o gözle bakılan bir memleketti.
Bu özelliğini ve güzelliğini son yıllarda yitirdiğini üzülerek söylüyorum.
Yozgat insanının ruhunda halen bu yüce duygunun yer aldığını biliyorum.
Yozgat’ta yıllardır maalesef 3 Mayıs ile ilgili ciddi bir program ve etkinlik tertip edildiğini görmedim.
Önceki yıllarda bireysel çabalarımla, acizane bir basın açıklaması yapmak istedim.
Basın açıklamamızda farklı dernek ve STK temsilcileri de bulunsun istemiştim.
Çünkü onlar da  Türk Milliyetçisi, Ülkücü, Türkçü veya Alperen olarak kendilerini tanıtıyorlardı.
İlk sıkıntıyı bildiriyi yazarken yaşadım…
Çünkü gruplardan birisi ‘Türkçülük’ ifadesini reddediyor, yerine ‘Milliyetçilik’ ifadesini yazmamı istiyordu.
Öbür grup bildiride yer alan ‘Türkçü Gençler’ ifadesini reddediyor, yerine ‘Alperen Gençlik’ yazılmasını istedi.
Diğer grup ise her iki ifadeyi de reddederek ‘ülkücü gençlik’ yazmamı istediler.
Hal böyle olunca şaşırdım ve ortada kaldım.
Zar zor o birkaç iyi yürekli insanla, Cumhuriyet Alanı’nda bir basın açıklaması gerçekleştirmiştik.
O günden sonra basın açıklaması yapan dahi olmadı.
Biz, 3 Mayıs’ın daha ne günü olduğuna dahi karar veremiyoruz.
Herkes kendince bir tanım yapıyor, diğer tanımları reddediyor ve karşı çıkıyor.
Oysaki bu özel gün partiler, vakıflar, dernekler üstüydü.
Zaten öyle olmasa binlerce genç Ulus Garı’nın etrafını sarmaz, Atsız Bey’e sahip çıkmazdı.
Onlar, genel merkezlerden gelen talimatlarla değil…
Onlar, vakıf, dernek, ocaklardan gelen emirlerle değil…
Tanrı Dağı’ndaki Kürşat’ın buyruğuyla Atsız Bey’in yanında yer almışlardı.
Türk Milliyetçileri oturup bu konuların hepsinin muhasebesini yapmalıdır.
Türkiye’nin yarınlarına umut olma sevdasında olanlar, bu tür kısır döngülerden kurtulmalıdır.
Bu davayı sahiplenen Yozgat gibi vilayetlerde, gençlerimize 3 Mayıs ruhu ve 3 Mayıs’ın fitilini yakana kıymetli fikir adamları anlatılmalıdır.
Bu memlekette bölücü başı Apo’nun mektupları miting meydanlarında okundu.
Bu memlekette başımıza bomba yağdıran FETÖ elebaşının kasetleri, gazeteleri elden ele dolaştı.
Lakin halen Atsız Bey’in adı geçince tüyleri kabaran, tepki verenler var.
Ülkücüler, Alperenler, Türkçüler hiç korkmamalı ve çekinmemeli.
Atsız’ın ismini gür bir sesle haykırmanızda hiçbir sıkıntı yoktur.
Irkçı olmazsınız!
En fazla size faşist derler, yüz yıldır da diyorlar zaten.
Dünyanın ve Türkiye’nin geldiği nokta itibariyle Türkçülük ve Turancılık kat kat önem kazanmıştır.
Türkçü ve Turancı olmak bir suç değil, kutlu bir sevda ve inançtır.
Kutlu olsun!
Haydi selametle…