İstanbul da ikamet eden şair- yazar Yusuf Dursun’un Sürmeli Festivali Şiir Şöleni yorumunu ( kendi şiiriyle birlikte) paylaşıyoruz:
“Durup durup Yozgat seni anarım,
Kartal olup Beş Çamlar’a konarım,
Anam ağlar, ben anama yanarım;
Çektiklerim yetmedi mi oğul, der;
Bu hasretlik bitmedi mi oğul, der.
“Yozgat Şairler Derneği Başkanı Ahmet Sargın’ın davetlisi olarak 12. Sürmeli Şiir Şöleni dolayısıyla 8, 9,10 Temmuz 2011 tarihlerinde doğduğum topraklardaydım.
İstanbul’da başlayan yolculuğum sabah saat 06 sularında Yozgat’ta tamamlanınca, yolculuk yaptığım arabadan iki hanım daha indiğini gördüm. Bunlardan biri şair Nurten Altınok, diğeri de onun bir akrabası idi. Yozgatlı olmanın verdiği bir rahatlıkla sabahın o saatinde misafirlerimizle beraber Kültür Müdürlüğünün tam karşısında bulunan Hacıbaba lokantasına geçtik.
Güzel Anadolu’mun güzel Yozgat’ında ilk gördüğümüz şey, lokanta yetkililerinin bizi güler yüzle karşılamaları, valizlerimizi emanete almaları; kısaca bize kucaklarını ve gönüllerini açmaları oldu. Biraz sonra bir beyefendinin daha gelmekte olduğunu gördük. Bu, kendisini tanımaktan büyük mutluluk duyduğum Alaattin İkican’dı. Alaatin Bey, Kırklareli’nden katılıyordu şölene. Gün, iyiden iyiye aydınlamaya dönünce her zamanki çalışkanlığı ve samimiyetiyle Osman Yüksel ağabeyimiz göründü. Ortalığa düşmüş, gelen şairleri karşılamaya durmuştu.
Birlikte Büyük Cami’nin hemen yanındaki Sürmeli Âşıklar Kahvesi’ne gittik. Burası, şairlerin ilk buluşma noktasıydı. Her biri bir evin hamarat hanımı tarafından hazırlanmış kahvaltılıklar masaya dizildi. Büyük bir coşkuyla yaptık kahvaltımızı. Havayı dolduran ilk şey, Yozgat’ın güler yüzlü insanlarının samimiyetiydi.
Ziya’mın atını sürdüm bir zaman,
Cehrilik’te lâle derdim bir zaman,
Anamı rüyamda gördüm bir zaman;
Allı turnam ötmedi mi oğul, der;
Bu hasretlik bitmedi mi oğul, der.
O gün öğleye kadar toplanma işi devam etti. Bu fırsattan istifade ederek kardeşimin evine gittim. Oradan da doğru Taş Ocağı mezarlığında metfun bulunan annemin baş ucuna… (Allah, bütün geçmişlerimiz gibi benim geçmişlerime de rahmet eylesin.)
Kabir ziyaretinden sonra ekiple birlikte geceleri konaklayacağımız Üniversite Yurdu’na hareket ettik. Kendilerini önceden kısmen tanıdığım Eskişehir ekibi Hilmi Can, Lütfü Kılıç ve Mustafa Ünal’la aynı odaya yerleştik. Bu arkadaşlarla kurduğumuz dostluk, şölenin en güzel taraflarından biriydi.
O gün Cuma namazı için Topçu köyüne gitmek zorunda kaldık; zira Yozgat’a giden servisler çoktan yurt binasından ayrılmışlardı. Topçu köyüne iyi ki gitmişiz; yoksa bu köyün yemyeşil ağaçlarını, yeni yapıldığı belli olan güzel camisini, en önemlisi de bizi bir düğün yemeğine alıkoymaya çalışan insanlarını göremeyecek; bir taziye dolayısıyla dağıtılan helvanın tadına bakamayacaktık.
Çamlığın başında bir duman oldum,
Her dem çocuk kalan bir zaman oldum,
Anamın gözünde çağlayan oldum;
Namelerim gitmedi mi oğul, der;
Bu hasretlik bitmedi mi oğul, der.
Cumadan sonra bizi; Yozgat merkeze, oradan öğrenci yurduna, yurttan da Sarıkaya’ya uzanan yorucu bir yolculuk bekliyordu. Sarıkaya Belediye Başkanı’nın çay ikramından sonra son derece geniş bir parkta şiir şölenimiz başladı. Programın sunuculuğunu Kelami Akdemir ve Ahmet Sargın dostumuzun kızı Nur Banu Sargın yaptı. Gece 24.00’ü bulduğu halde dinleyiciler parktan ayrılmamıştı. Buna rağmen şairlerin ve âşıkların bazısına sıra gelmemişti. Sarıkaya’dan ayrılıp öğrenci yurduna geldiğimizde saat ertesi günün 01.30’u olmuştu bile. Yapmamız gereken tek şey kendimizi uykunun dinlendirici kucağına bırakmaktı; biz de öyle yaptık.
Devamı yarın
Cumartesi sabahı Yozgat Kent Park’ta kahvaltı yapıldı. Saat 15.00’te başlayacak şiir programı öncesinde bazı akrabalarımı v e dostlarımı ziyaret imkânı buldum. Yozgat’taki programı Süreyya Kaya ile Rifat Çakır sundular. Program boyunca dinleyici koltuklarında Yozgat’ı temsilen Belediye Başkan Yardımcısı Mehmet Taşdemir ile Belediye Kültür İşlerinden Yıldız Hanım’la Fatma Hanım bulunuyordu. Yozgat’ın ileri gelen devlet adamları, o gün şehre gelen hemşerilerimiz TBMM Başkanı Cemil Çiçek’le Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ı en iyi şekilde ağırlamanın telaşındaydılar.
Program bitiminde bu sefer Musabeyli köyüne gidip yıllar, yıllar önce kaybettiğim babamın kabrini ziyaret imkânı buldum.
Akşam Kent Park’taki yemekten sonra açık havada şiir programı yapılmak istendi. İstendi diyorum çünkü Yozgat akşamlarının temmuzda bile kendini gösteren serin havası buna imkân vermedi. Yapılan diplomatik (!) görüşmelerden sonra Ahmet Bey ikna oldu ve dosdoğru Üniversite Yurdu’nun yolunu tuttuk.
Pazar günü bizi bir Yerköy gezisi bekliyordu. Kahvaltıyı, bize tesislerini açan Çelikler Aş. Yönetim Kurulu Başkanı Ayhan Çelik Bey’in giyim fabrikasında yaptık. Burada Anadolu insanının sıcak yüzüne bir kere daha şahit olduk.
Öğleden sonra Çamlık Milli Parkı’nda kısa bir konaklama ve karpuz ziyaretinden sonra dönüş yolculukları başladı. Her biri bir başka şehirden gelen şairler ve âşıklar, birer birer döndüler geldikleri şehirlere. Hepsinin içinde bir daha buluşabilmek arzusu vardı. Dostluklar kurulmuş, dostluklar pekiştirilmişti. Şiir şölenlerinin en önemli işlevlerinden biri belki de buydu.
Sülün minarede ezan sesiyim,
Konakların nakış nakış süsüyüm,
Gurbet elde ben anamın yasıyım;
Orda güneş batmadı mı oğul, der;
Bu hasretlik bitmedi mi oğul, der.
50’den fazla katılımcının her birini ismen zikretme imkânı bulamadığım için üzgünüm. Yine de benden dostluklarını esirgemeyen Eskişehir ve Kırklareli ekiplerinden başka Sergül Vural, Yeter Bektaş, Erdoğan Bektaş, Murat Duman, Temel Ata, Ozan Sevdai ve Ozan İlhami’ye teşekkürlerimi sunuyorum.
Programın en fazla yorulan kişisi elbette davet sahibi Ahmet Sargın’dı. Yozgat Şairler Derneği Başkanı Sargın, üzerine aldığı sorumluluğun altından zor da olsa kalkmayı bildi. Zor da olsa diyorum, çünkü program boyunca, pek çoğu bizler tarafından normal karşılanan aksaklıklarla mücadele etmek zorunda kaldı.
Sevgili Ahmet Sargın’a bizzat söylediğim ve aşağıda bir kısmını sıralayacağım tedbirler alınırsa, şiir şölenleri, gelecek yıllarda çok daha seviyeli ve çok daha başarılı olacaktır:
1.Katılımcı sayısı hiçbir şekilde 25- 30 kişiyi geçmemelidir. (Şairler, sırayla çağrılabilir; belli şehirlerden üç-beş kişi yerine 1-2 kişi çağrılabilir vs.)
2.Şairlerde kesinlikle bir kalite aranmalıdır. (Burada sözüm, hiçbir şaire veya ozana değil, fakat kendim dâhil herkesedir.)
3.Programa katılan davetlilerin ilk ve tek amacı Türk kültürüne hizmet etmek olmalıdır.
4.İlçe gezileri daha disiplinli olmalı; Yozgat’tan ve ilçelerden katılan şairlere de ciddi bir kısıtlama getirilmedir.
5. Şiir dinletisi yapılan salonların yerli halkımız tarafından doldurulması sağlanmalıdır.
Son söz olarak diyeceğim odur ki Yozgat Şairler Derneği, zor bir işe talip olmuştur. Bize düşen kendilerine yardımcı olmaktır. Büyük bir organizasyonda gayet normal sayılacak aksaklıkları dedikodu makamında dillendirmek yerine bizzat konunun muhatabıyla görüşerek çözüm yolları önermenin daha doğru olduğuna inanıyorum.
Ağustos’ta balta kesmez buz oldum,
Ağ gelinde sürmelenmiş göz oldum,
Anamın dilinde acı söz oldum:
Ecel bizi tutmadı mı oğul, der;
Bu hasretlik bitmedi mi oğul, der.
Bu vesileyle Ahmet Sargın’ın şahsında tertip komitesinin bütün üyelerine teşekkürlerimi sunuyorum.
Yusuf DURSUN/ Şair Yazar -İstanbul